Tag Archives: Teknoloji

Tekno

Herşey küçük bir kız çocuğu olarak S.tar War.s’u izlememle başladı. Kendimi teknoloji ve bilimkurgu sevenler kampında buldum. Son zamanlarda bilimadamları dini inançların ve politik görüşlerin de genetik kökenli olduğu teorisi üzerinde çalışıyorlar. Ben hala bu gibi temel görüş ve duruşların çevreyle şekillendiğini düşünüyorum. Ama çay-kahve severlik, kedi-köpek severlik, hatta teknoloji sevip sevmemenin genetik kökenleri olduğuna inanabilirim. Ben bu yönümü babamdan almışım mesela. Onun yaşıtları bilgisayar açmakta zorlanırken babam yeni işletim sistemi bile kurabilir. Teknolojik yeniliklerden bahsederken gözlerinin içi parlayan insanlardandır o. Ve aslında en çok onun jenerasyonu bir de belki 1900’lerde yaşamış olanlar müthiş sıçramalara tanıklık etmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı neslinden söz ediyoruz: biten kalemlerin arkasına kamış takıp kullanan, tenekeden araba yapan, mürekkepli kalemi saman kağıdının samanına denk gelince yazdıkları bozulan bir nesilden. Onlar için beyaz ev aletlerini, televizyonu, bırakın cep telefonunu evlere bağlanan kablolu telefonu, bilgisayarı görmek birer mucizeye tanıklık etmek gibi olmalı.

Ünlü bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke’ın şu sözleri benim hislerimi özetliyor.

My dear,

Have you noticed how any sufficiently advanced technology is indistinguishable from magic?

We can fly. We can turn fire to ice, and vice versa. We can talk to those on the other side of the world. We can make salt water drinkable. And we can change every being of how we look.

We can save life.
We can give life.
We can take life.

We can turn darkness to light. We can make that which is old, new. We can breathe under water, and we can touch the stars.

Tell me, is that not magical?

Truly yours,
Sir Arthur C. Clarke

Kısaca diyor ki, tam manasıyla gelişmiş teknolojiyi sihirden ayırdedemeyiz. Babam da ben de teknoloji karşısında çoğu zaman bir sihirbazı ilk defa izleyen çocukların şaşkınlığı ve hayranlığı içindeyiz. Ve ben bu duyguyu çok seviyorum. İnsan medeniyetinin tüm çirkefine karşın bazı seçkin üyelerinin üst üste dizdikleri bilgi zerreleriyle bize sundukları yenilikler bana umut veriyor. İnsanlığı makus talihinden ancak teknoloji koruyabilir gibi geliyor bana.

İşte bu çerçevede değerlendirmek lazım Kemal’e ve yeni oyuncağım Pakize’ye duyduğum hisleri. Tanıştırayım Pakize 4. nesil bir ayfondur. Daha önceki yazılarımda değindiğim gibi doktorlar ve akademisyenler için çok güzel kapılar açan bu alet benim gibi bir yeni annenin şu lüzumsuz işlerine yaramaktadır:

– Monçuk’un fotoğraf ve videosunu çekmek. N.ikon D40’ımı seviyorum ama ifadesi zırt pırt değişen bir veledi görüntülemek için fazla karmaşık. Özellikle i.nstagram ve camer.a360 uygulamalarını tavsiye ederim.

– Su içmek ve yediklerimi kontrol altında tutmak. Ailesinde böbrek rahatsızlığı olan biri için kabul edeyim çok az su içiyorum. Wa.terlogged uygulaması size su içmenizi hatırlatıyor ve içtiğinizi kayıt altına almanızı sağlıyor. Aynı şekilde L.ose it, Ka.lorimetre gibi uygulamalar yediklerinizi kaydetmenizi sağlıyor. Bunları her gün kullanmıyorum ama bir-iki gün çok yersem dengelemek için bu uygulamalara başvuruyorum.

– Sadece oha demek için H.eartrate uygulamasıyla kalp atışımı ölçüyorum. Söz konusu uygulama parmağınızın kan pompalanmasıyla değiştirdiği rengi telefonun flaşıyla algılayıp kalbinizin dakikada ne kadar attığını belirliyor (OHA yani).

– F.eeddler adlı uygulamayla sizlerin bloglarını takip ediyorum. Zamandan kazanıyorum.

– I.books ve K.indle uygulamalarıyla kitap okuyorum. Birçok klasik kitap bu sitelerde bedava. Monçuğu uyutmaya çalışırken kitap okuyabiliyorum böylece. Aynı uygulamalarla pdf de okunabiliyor. Yani makale de okuyabiliyorum.

– D.ropbox ve E.vernote hem bilgisayarınıza hem telefonunuza kurabileceğiniz programlar. Telefonunuza notlar aldığınızda E.vernote bu notları bilgisayarınıza da gönderiyor. D.ropbox ise önemli dosyalarınızı internette saklamanızı ve telefonunuzdan veya interneti olan herhangi bir bilgisayardan bu dosyalara ulaşmanızı sağlıyor.

– QR.Reader ve Re.dlaser barkod okuma programları. Bir ürünün barkodunu okuyup farklı dükkanlarda kaça satıldığını size bildiriyor. Geçen akşam Na.tional Ge.ographic’teki bir belgeselde köşede bir barkod vardı mesela. Belgeselle ilgili ekstra bilgi içeren siteye yönlendiriyordu bu barkod sizi.

– All.recipes ve Co.ok’s uygulamaları yemek tarifleri ve alışveriş listesi için.

– I.translate uygulaması istediğiniz diller arası çeviri yapıp bazı diller için telaffuzu da veriyor.

– I.timebox, yapmak istedikleriniz için süre tutuyor. Mesela her gün 10 dk egzersiz yaparsam beni alkışlıyor. Epey gaza geliyorum.

– Flas.hlight uygulaması telefonunuzu bir el fenerine çeviriyor, isterseniz SOS sinyali veriyor.

– Ca.mscanner uygulaması telefonunuzun fotoğraf özelliğini kullanarak herhangi bir dokümanı tarayıp PDF’ye dönüştürüyor.

Bunların hepsi bedava uygulamalar. Paraya kıysam daha işe yarayacakları da var. Ama bunlar bile hayatımı epey kolaylaştırdı. Benim gibi bir liste manyağı için en azından artık her yanımdan minik kağıtlar çıkmıyor. Gerekli mi bunlar? Hayır. Ama sihir gibi bişey. Mutlu ediyor beni.

Reklamlar
Etiketler

Gör-sel

Bizim jenerasyon için internet Google, Wikipedia, Ehow demek. Yani gerekli-gereksiz bilgi ve bu bilgiye kolay ulaşım. Bizden bi sonraki nesil içinse daha fazla katılım gerektiren, kollektif bi boyutu var internetin. Gençler arasındaki en son trend (bakınız kardeşime doğumgününde ne alsam sorusunun sizlere armağan cevabı) 100-200 dolarlık Flip yani basit el kameralarıyla çekimler yapıp Youtube, Funny or Die gibi sitelere koymak. Bahsettiğim hatıra videolarını yüklemekten çok, senaryolu kısa skeçler ve filmler çekmek, bunları paylaşmak ve tepki almak. Forumlar üzerinde kendilerine oyuncu, animasyoncu, kameraman arayan gençlerin bi kısmı bu işten para da kazanıyor. Youtube’un bi süre önce başlattığı işbirliği programıyla eğer kendi (arak değil) videolarınızı hazırlıyorsanız ve geniş bir izleyici kitleniz varsa Youtube sayfanıza koyduğu reklamlardan size pay veriyor. Bu pay bazı görselciler için öyle yüksek rakamlara çıkmış ki, tamamen bu işe vakit ayırmak için gündelik normal-insan işlerini bırakanlar var. Bunda teknolojik yeniliklerin de payı büyük. Adı geçen Flip kameralar az yer kaplıyor, 60dklık kaliteli çekimler yapıyor ve USB bağlantısıyla görüntüleri zart diye internete koymanızı sağlıyor. Funny or Die Will Farrell ve ekibinin kurduğu bi komedi sitesi mesela. Kullanıcılar videoları oylayıp acımasızca eleştirebiliyorlar. Her yeni yenilikte olduğu gibi asıl soru ”eeee?”, yanıt ise şimdilik belirsiz. Yani bunca organizasyon, katılım, görsel gıdıklamayla bu nesil ne yapacak? Bizim nesil yepisyeni ve karman çorman bilgiyle ne yaptı? Obama’nın zaferi bu yeni sanal organizasyonla ilişkilendiriliyor çokça. Kendisi bu sayede rekor para topladı, topladığı paralar lobilerden gelmediği için de büyük güç odaklarına daha az eyvallah çeker oldu. Ya da öyle olacağı umuluyor. Ben bu görsel siteleri takip ederken bi parça bizden bi önceki neslin bilgisayara baktığı gibi hissediyorum, hafif dışarıdan ama hevesli. Görsel ifadenin bunca halka malolur hale gelmesinin sonuçları ne olacak acaba? Estetik duygusunun yayılması mı yoksa duyarsızlaşması mı? Şimdiden bir önemli etkisi var: televizyonlar reyting kaybediyor, köklü gazeteler yavaş yavaş batıyor. Reklamcılar doğru görsellerle doğru malların bağlantısını kurmanın yollarını arıyorlar. Bu yayılmacı görsel demokrasi yeni bi zaman katili olarak kalacak mı, yoksa daha neler neler yapacak çok merak ediyorum. Youtube’ün yasaklanmasıyla olası gelir kaynağım kesildi diye karşı dava açmayı düşünüyorum.

Ek: Funny or Die’a gidin, Landlord ve Good Cop, Baby Cop videolarını arayın, izlemediyseniz izleyin, bana da dua edin.

Etiketler

Sokakbakışı

Ya nası yapıyolar, nası nasııı? Şu insan denen mahlukattan yana tek umudum böyle gelişmeler. Yazıcam yazıcam derken unuttum günlerdir. Efenim ben dün San Diego’daydım, oradan Los Angeles’a geçtim ve de Hollywood Bulvarında gezindim. Oradan da Santa Monica’ya geçtim. Bunların hepsini oturduğum yerden Google Maps Street View’ı kullanarak yaptım. Şimdi açıyosunuz Google Maps sayfasını, büyük Amerikanya kentlerinden birinin adını yazıyosunuz. Program kent üzerine gelince görüntünün sol üst köşesindeki aletle sokakbakışı seviyesine iniyosunuz. Sonra bu aletciğin üst kısmındaki adamcığı çekiştirip bi caddeye konduruyosunuz. Budur. Taa taaaa bi anda o kentin o sokağındasınız. Sanırım üst üste çekilen panaromik fotolarla yapılmış. Tekniği bilen varsa annatsın valla merak ediyorum. Sağa sola gezinin sonra. Henüz her kent için yok, belki gerek de yok. Süpper bişey. Valla ışınlanıcaz da, bi hap içip yeni diş çıkardığımız günler de gelecek, beyinlerimizi bilgisayar ortamına da yükleyebilicez bi gün. Tomurcuk dediydi dersiniz. Bana müsaade San Francisco’ya gidiyorum şekerler.

Etiketler