Tag Archives: Süt

Paydos

Monçuk 29 aylık oldu ve sanırım emzirme yolculuğumuz sonlandı. Çok tuhaf, birdenbire olmadı, aynen kitaplarda dendiği gibi son emzirdiğim tarihi hatırlayamıyorum. Acaba döner mi diye umarken yakalıyorum kendimi, diğer yandan büyük bir hüzün hissetmiyorum. Daha çok doğal bir sürecin tamamlanması hissi içimdeki, buruk bir ”bu da yaşanacaktı, güzel yaşandı” şükrü.

Başa sararsak… Monçuk, düşük kilolu doğdu, sarılık oldu, sadece anne sütünde 2 hafta direnmeme rağmen kilo almadığı için mamaya başladık. Off ne karalar bağladım, neler neler denedim. Kitaplar hatmettim, türlü yöntemler uyguladım. Anlatsam kitap olur. Emzirme danışmanına da gittim, listeler de tuttum. Velakin ne zaman mamayı azaltıp sadece süte geçmeye yeltensem olmadı, olamadı. İşin iyi tarafı beni bırakmaya hiç niyeti yoktu. Bunu anlayınca biraz rahatladım, ben rahatlayınca Monçuk da rahatladı. Mama faslı da ek gıdaya geçişimizle bitti.

Başlangıçtaki emzirme ilişkimiz o kadar zorluydu ki, hiç öyle en az bir yıl
emziririm gibi düşüncelerim yoktu. Hep bir ay daha, bir ay daha diye düşündüm. 6. aydan sonra süt ilişkimiz rayına oturdu. Evet, o kadar uzun sürdü. Bazı kadınlar için bu süre 1-2 hafta olabiliyor, bazıları için 1-2 ay. Ama benim gibi 6 ay zorluk yaşayanlar da var.

4-6 ay arası Tracy bacının Easy rutinine geçtik. Biliyorum, rutinlere, kitaplara, yöntemlere inanmayan anneler de var aramızda. Benim 2 yılda geldiğim nokta şu: annelik yöntemleri estetik ameliyatlar gibidir, istediğiniz kadar yargılayın, uygulayanı (anne ve bebeği) mutlu ediyorsa, gerisi laf. Yani yöntemler de yöntemsizlik de güzel. Bize easy rutini uydu, emzirme ilişkimiz de buna göre şekillendi. Her uykudan sonra ve gece yatmadan önce emziriyordum. Yani günde 4-5 defa. Ama tabii ki, bu zamanlar haricinde de isterse emziriyordum. Bu da genelde yeni bir ortama girdiğinde, stres yaşadığında oluyordu.

Bu rutinin doğal sonucu olarak gündüz uyku sayısı azalınca emzirme sayım da azaldı. 18 aylıkken işe başlayınca yavaş yavaş sabah seansı çıktı hayatımızdan. 2 yaş civarında sadece gece yatmadan önce süt içer olmuştu. Bu dönemde yine laftan anladığı için örneğin dışarıda süt istediğinde eve gidince içebileceğini söylüyorduk, anlıyordu. Dışarıda görünürlüğümüzün azalması üzerimizdeki baskıları da azalttı. Çünkü var böyle bir baskı: ”hala mı emiyor” ile başlayıp ”koca dana” ile biten. Yine 6. aydan sonra m.eme sözcüğünü kullanmayıp süt diye öğretmek de emzirme ilişkimizin uzamasını sağladı. Ne de olsa otobüste anneeee me.meee diye bağıran bir çocuk çoğu kadını için zor bir durum yaratabilir (yaratmıyorsa ne güzel).

2 yaşından sonra emm.e refleksinin yavaş yavaş kaybolduğuna şahit oldum, bir zamanlar çok iyi bildiği birşeyi unutuyordu. Yine bu dönemde sütün azalmış olabileceğini, bir gün bitebileceğini, biterse bardaktan süt içeceğimizi anlatıyordum gece yatmadan önce. Bu dönemde bazı geceler çok az emmeye ya da bir tarafı es geçmeye başladı. Sonra bir gece kendisini babasının yatırmasını istedi. Araya bayram girdi, geziler girdi. Ve ben en son ne zaman emzirdiğimi unuttum. Oysa planlar yapmıştım, Ocak’ta konferansa gitmeden önce anlatıp yavaş yavaş kesecektim. Kararı hep olduğu gibi gene çocuk vermişti, bize de onu izlemek düşüyordu.

Bugünlerde geceleri kendisini babasının yatırmasını istiyor. O yatırdıktan, masal (yaşadığı günün masal şeklinde anlatımı) anlattıktan sonra bazen benden su ve ninni istiyor. Herhalde aramızdaki yakınlığı korumak için beraber kitap okuduğumuz vakitlere düşkünlüğü arttı. Kucağımda, göğsüme yaslanıp getirdiği kitabı beraberce okumamızdan çok mutlu oluyor. Tabii ben de. Zamanla hepimizde yeri olan bir ”anne koynuna, anne kokusuna sığınma” hissi kalacak dimağında. Yaşı kaç olursa olsun o kokuda bulacak ilk evini.

Etiketler

Süüüt

20120918-000728.jpgŞurada bahsetmiştim sütlü planlarımızdan. Geçen haftadan beri sütler dağıtılmaya başlandı. O kadar çoğuz ki, geçen hafta bize sıra gelmemişti. Bu hafta süt güğümümüzü kapımıza kadar getirdiler. Şu fotoğrafa bakar mısınız? Nasıl bir özenle hazırlanmış. Ben de cam kavanoz deyince basit birşey sanmıştım. Oldukça sağlam, taşıması kolay, içindeki tıpalı kapak da kullanışlı. Üzerindeki etikette hangi üreticinin sütünü aldığım belirtilmiş. Yani tüm sütler karıştırılmıyor. Orada, uzakta gerçek bir insan dün bizim için süt sağdı, özenle bu güğüme koydu, üzerine adını yazdı ve bize yolladı. Sizi bilmem ama bu düşünce içimi ısıtıyor.

20120918-000743.jpgGelen süt 5 kg. Bendeki en büyük tencere 3,5-4 kg sıvı alabilir boyutta. Hal böyle olunca şu sayfadan 1 galonluk (3,8 kg) yoğurt tarifini uyguladım. Yoğurt için tarife ne hacet diyebilirsiniz. Ancak ben hala en basit annem kurabiyesi için bile tariflerime bakarım, kafadan hayatta yapamam. Basitçe söylemek gerekirse sütü 90 derece civarına getirip sonra hızlıca 50-55 dereceye soğutuyorsunuz. Bunu tencereyi su dolu lavaboya oturtarak yapıyorsunuz. İhtiyacınız olan tek şey bir termometre bir de onu tencerede tutacak, folyodan yapılma bağ. İnşallah yoğurtlar tutar.
Gelelim kalan süt sorunsalına. Bende 1,5 kilo daha süt var. Onu da 90 dereceye ısıttım ve soğutup buzdolabına kaldırdım. Bu ısıtma işlemi bir tür basit pastörizasyon. Çiğ sütü olduğu gibi kullananlar da var. Ama ben onlardan değilim henüz. Pastörizasyon işlemine karşı değilim. Çiğ süt almamdaki ana neden ineklerini doğal yöntemlerle otlatan, onları hapsetmeyen, dolaşmalarına izin veren, onlara antibiyotiği dayamayan üreticiden süt almak. Neyse… Kısacası sütüm arttı. Şimdi bu süt buzdolabında kaç gün dayanır? Ve de bundan ne yapılır? Aklıma peynir yapmak geldi. Amerika’da yapıyordum. O zamandan kalma renitlerimi buldum. Bozulmadılarsa deneyebilirim. Ama ucunda sütü heba etmek de var. Yoğurttan labne peyniri yapabilirim mayasız. Süt içmeyi sevmiyorum ama soğuyunca bir tadacağım. Bir de sütlü tatlı yapabilirim. Şekersiz, meyveli olabilir veya su muhallebisi gibi birşey. Fikri olan?

Etiketler , , ,

Sistem

Bize dayatılan beslenme biçimi derken bahsettiğim şu:

Sizin tohumlarınız verimsiz. Atın onları kullanmayın, biz size bire iki veren tohum vereceğiz. Alın size üstelik ucuza. Yalnız pardon bunlardan olan mahsulden tohum yapamazsınız, genetiğini şeyettik. Ayrıca bir yerlerde eski tohumlardan sakladığınızı, bu tohumları paylaştığınızı duyarsak size bi daha hayatta tohum mohum yok, ürününüzü de almayız. Haa bir de bizim ülkede mısır fazlası var. Alın bu mısırı ucuza. Hayvanlarınıza yem yapın. O mısırdan mısır şurubu yapın koyun her bir haltın içine. Mmmmmm nefis, iştah açıcı. Neye koyarsanız millet ona hücum eder. Tuzlu cipslere bile koyun, tadını almadan şeker yiyip daha çok yiyecekler. İnsan beyni işte, hala kıtlık olabilir sanıyor, hala yaya olarak kıtaları aşacağım sanıyor, yedikçe yiyor. Bebelerinize de yedirin. Meyveli yoğurt yedirin mesela. Meyve sulu şeker yedirin. Yedirmezseniz güdük kalır bebeler. Hem bebeler sevmez sade yoğurt tadını, sade süt tadını, illa şeker eklemek lazım. Zayıf bebe sağlıksızdır. İlla dobişko yapın. Siz de ekmek yiyin mutlaka. Çavdarlı, tam kepekli, yedi bilmemneli. Evet, katiyen bozulmazlar ve biraz da tatlıdırlar. Tatlı ekmek daha iyidir. Yedikçe yersiniz. Çok mu yediniz? Kilo mu aldınız? Light’ı var onu yiyin. Light ama tadı yerinde. Yağını alıp şeker bastık üzerine. Daha da kilo vermek istiyorsunuz? Verin, zayıflık güzelliktir, görmediniz mi son dergi kapaklarını? Açayi kaçayi yiyin, onun özünü, bunun çayını için, olmadı yağ s.çmanızı sağlayan haplarımız var. Tamamen doğal. Onlardan yiyin. Herşey doğal, herşey organik. Bir tane beresi yok bu ürünlerin. Bizim tohumların üzerine bizim ilaçları boca edin, hasat süper. Yiyin, daha çok ve sık sık yiyin. Sağlıklı olmak istiyorsanız meyveyi sıkıp o gereksiz posayı atın, suyunu için. Mmmm mis gibi şeker.

Biz sanıyoruz ki, mutfağımıza ne girdiğine biz karar veriyoruz. Hayır. Ortalıktaki bütün seçenekler aynı kapıya çıkıyor. Neyin sizin için ”iyi” olduğu reklamlarla beyninize kazınıyor. Reklamlarda çikolataları, dondurmaları götüren kadınlar hep incecik ve hep erkeklerin arzu nesnesi olarak sunuluyorlar. Mutluluk ya da huzur gibi sözcüklerin yerini ”keyif” almış durumda. Birşeyin de ”keyfini” çıkarmazsanız eksik kalırsınız çünkü. Tivitırda ”keyfi” diye aratın da görün. Keyif hep boğazla ilgili. Bir manzaranın karşısında oturmak yetmiyor bize. İlla yanında birşeyler yemeliyiz, içmeliyiz. Sonra bu yiyip içtiklerimizi yakmak için çuval dolusu paralar verip ilaçlar içmeli, spor merkezlerine yazılıp deney fareleri gibi yürütülmeliyiz. Sistem, bizim etimizden sütümüzden beslenirken biz sürekli güçten düşüyoruz. Bir yetememe hissi ele geçiriyor ruhumuzu. Birşeylerin tam da keyfini çıkarmıyormuşuz hissi aşılanıyor bize. E o boşluğu doldurmaya da yüzde 70 sonbahar indirimi ne güne duruyor?

Etiketler , ,

Şeker

Bi zahmet
şurayı bir okuyun. Tabii ki genetik yatkınlık diye birşey var. Yine de şansımızı zorlamaya da gerek yok.

Etiketler , , ,

Dışarıda

Yeni bir beslenme şekline geçtiğimi anlatmıştım. Adına K.aratay, Ta.ş Devri ne derseniz deyin, ben karbonhidrat fakiri beslenme diyorum. Adı geçen diyetlerdeki kadar katı değilim, ama günlük beslenmemden şekerli, ambalajlı gıdaları, meyve sularını, ekmek, hamurişi, pilav, makarna ve patatesi yavaş yavaş çıkarıyorum. Hiç yemiyor değilim. Ama pilav yiyeceğime bulgur, püre yiyeceğime patates salatası yiyorum. Et ve sebze yemeklerinde, yoğurt-peynir gibi süt ürünlerinde porsiyon sınırlaması yapmadığım için çok rahat doyuyorum ve adı geçen yiyecekleri pek aramıyorum. Ancak tatiller, bayramlar, misafirlikler ve her türlü dışarı çıkma önceden planlanmazsa sorun yaratabiliyor. Bakınız bunlar benim çözümlerim:

1. Dışarıda etli ekmek, lahmacun yiyebiliyorum. Bunların ekmeği çok ince, yanında ayranla oldukça doyurucu oluyor. Hatta ilk başta 2 tane alırken, bilinçli ve yavaş yediğimde bir taneyle doyduğumu ve ikincinin sadece gözümü doyurmak için orada olduğunu keşfettim.

2. M.y fi.sh diye bir zincir var, görmüşsünüzdür. Bence balıkları çok pahalı. Balığa o kadar para vereceksem adam gibi restoranda yerim diye düşünüyorum. Ancak bu zincirin balık çorbası ve açık büfe salatası oldukça doyurucu ve lezzetli.

3. Ka.yseri S.ofrası türü yerlerden yine açık büfeden zeytinyağlılar yenebilir. Tabii ben mantı görünce duramam diyorsanız o ayrı.

4. Her türlü et yemeği pidesiz yenebilir. Eğer ekmeksiz, pilavsız et yemeği, kebap yiyemem derseniz biraz lavaş çözüm olabilir.

5. Canınız deli gibi burger çekerse menü almayıp sadece sandviçi alabilirsiniz. Ben iki dilimden üsttekini ekarte etmeyi düşünüyorum. Ama daha hiç böyle aşırı bir istek duymadım.

6. Misafirlikte yeni beslenme biçiminizi anlatmaya çalışmak zor olabilir. Böyle durumlarda ben insanlarda bir kendini suçlu hissetme hali seziyorum. Yani onlar börek, pasta yerken siz yemeyince ve bunu da sağlıklı yaşamak isteğinizle açıklayınca size oyun bozan muamelesi yapıyorlar. Tartışma çıkarmaya gerek yok. Yemeklerde illaki etli bir yemek olur. Yanına az pilav konmasını isteyebilirsiniz şişkinlik gerekçesiyle. Ya da etin yanına salata ve zeytinyağlı alırsanız tabakta yer kalmayabilir. Zaten kimse ekmek yiyip yemediğinizi kontrol etmez (babam hariç).

7. İş tatlılara ve çikolataya gelince durum daha zor. Benim yeni çözümüm şöyle: ikram edilen çikolatalardan gün içinde yalnız bir tane ve bitter olanını yiyorum. Yavaş yiyip, eskilerin dediği gibi ağzınızda kırk kere çevirirseniz çikolata tadına tamamen doyuyorsunuz. Tatlı konusunda güllaç gibi sevdiğim sütlü tatlılardan günde bir küçük porsiyon yiyorum. Onu da sabah saatlerine denk getirmeye çalışıyorum. Baklava tipi şerbetli tatlılardan mümkünse yemiyorum. Bunları yediğim günler daha fazla hareket etmeye çalışıyorum ve ayrıca meyve tüketmiyorum.
8. Aynı hamilelikteki gibi yanımda ceviz, fındık, gün kurusu taşıyorum. Genelde şekersiz hayata geçtiğimden beri ”içim ezildi” diye anlattığımız insülin dalgalanmaları yaşamıyorum, ama yaşarsam bunlar kurtarıcı oluyor.

9. En önemlisi yemediğim şeylere değil, yediğim şeylere odaklanıyorum. Bunlar oldukça fazla ve porsiyon kısıtlaması olmadığı için kendimi diyette gibi hissetmiyorum.

Bu beslenme tarzına geçtiğimden beri iki kilo verdim, ama asıl amacım kilo vermekten çok kalıcı bir değişiklik yapmak, bize dayatılan beslenme şekline direnmek ve kendimi iyi hissetmekti. Gerçekten de kendimi zinde hissediyorum. Uykularım daha iyi ve boşaltım sistemim (iğrencim biliyorum) saat gibi çalışıyor.

 

Etiketler , ,

Bağlantı

Tanımadığım anne kişileriyle ayaküstü sohbet etmeyi sevmiyorum. Ancak oluyor bazen. Bakınız:

Meraklı anne kişisi: Hmmm demek düşük kilolu doğdu bebeğin. Benimki de öyleydi. Toparlamıştır ama şimdi.

Tomurcuk: Evet evet toparladı şükür.

MAK: Ne yaptın? Teptin ağzına yemekleri di mi?
T: Yok, pek öyle…
MAK: Ben öyle yapıyordum, ellerini tutup tepiveriyordum.
T: …
MAK: Mesela doktor şu kadar meyvesuyu dediyse ben bu kadar veriyordum (iki katı).
T: Yiyorduysa sorun yok tabii…
MAK: Yok, kusuyordu. Olsun alacağı kadarını alıyordu. Teptikçe teptim, toparlandı benimki de. Şimdi 13 yaşında.
T: Maşallah.
MAK: Çok şişmanım diye üzülüyor şimdi de.
T: ?!?

Bağlantı kurulamıyor sanırım.

Etiketler , ,

Rasyonel

İktisatçı arkadaşlar benden daha iyi bilirler: deneysel iktisadın vardığı sonuçlardan biri insanların olumlu şeylerin olabilme olasılığını abartmaları, olumsuz şeylerin olabilme olasılığını ise azımsamalarıdır. Bu nedenle herkes yılbaşında piyango bileti alır. O ikramiyenin size çıkması ihtimali miniminnacıktır, ama o hayal uğruna 20-30 lirayı feda edebilirsiniz rahatlıkla. Eh ya çıkarsa… Öte yandan Türkiye gibi bir ülkede trafik kazası kurbanı olma ihtimali oldukça yüksekken çoğu insan emniyet kemeri takmaz, şerit değiştirme kurallarına aldırmaz veya aracını kontrol ettirmez. Çünkü ne de olsa kötü olaylar bizim başımıza gelmez, gelemez.

Şimdi bir damacana su meselesi çıktı. BPA denen maddenin zararlarından bahsetmeye gerek yok. Bazı firmaların kirli suları pazarladığı da açıklandı. Bu durumda yapılacak şeyler çok açık ortada ve ben hangi konuda konuşulduğunu anlamıyorum. Alırsınız bir cam damacana, BPAsız, yumuşak pet şişelerdeki, güvenilir markaların sularını taşırsınız evinize, olur biter. Zaten piyasa kuralları gereği yeterli sayıda su aboneliğini iptal ettirdiğinde yeni çözümler sunulacaktır. Bir başka yöntem de büyük su firmalarının zincir marketlerdeki depolara tankerle su taşımaları olabilir. Her tüketici yanında getireceği BPAsız bidonlara istediği kadar su koyar ve suyun tartılmasıyla ödeme yapar. Bu sistem Amerika’da uygulanmakta.

BPA… Kanser bık bık bık. Ya zaten içtik farkındaysanız yıllardır. Herkes kendi ailesi için en sürdürülebilir çözümü seçer, gerisini pek sevgili kapitalizm halleder. Almazsın olur biter. Ama sorarlar adama: Bunda bu kadar kafayı yiyorsunuz da yaşadığınız ülkenin gündelik risklerine niye takılmıyorsunuz? Zerre zerre vücudunuza aldığınız kimyasallarla kanser olma riski, bizim insanlarımız için her an gerçekleşebilecek trafikte ölme riskinden daha önemli. İnanılmaz gerçekten. Bir de size bir sır vereyim paronayak halkım: vücudunuz her an kanserli hücre üretmektedir, vücudunuz her an bu kanserli hücreleri tespit edip onlara savaş açmakta, çoğunlukla da bu savaşı kazanmaktadır. Bu süreçte yapabileceğimiz en doğru şey doğru yaşayarak vücudumuza yardımcı olmaktır (bkz. şekerin kanserli hücreler üzerindeki etkisi, yok cidden bi bakın). Oysa trafikteki katliam için bir kendimizi savunma mekanizmamız yoktur, tek yapabileceğimiz infiale kapılıp yetkililerden hemen bir çözüm istemektir. Damacana meselesinde olduğu gibi…

Etiketler , ,

Süt

Blogcu arkadaşlarım sayesinde Ankara’daki Doğal ve Bilinçli Beslenme grubuna üye oldum. Bu, bir mesaj grubu ve bu grup üzerinden birçok üretici ve tüketici buluşuyor. Ben çok aktif değilim ama özellikle bilgilendirici yazılardan çok şey öğreniyorum. Bir süredir çiğ süt alıp kendi yoğurdumu ilelebet yapmayı istiyordum. Ne yazık ki, Ankara’da İstanbul’daki kadar çok seçenek yok. İpek Hanım’ın Çiftliği’nden de yazın çiğ süt alamıyorum kargocuların geç getirmesi ve sütün bozulması ihtimali nedeniyle. DBB’de bu yönde bir oluşum var ve ilgi duyan Ankaralılar’a haber vermek istedim. Eylül ayından itibaren Tahtacıörencik köyünde sağılan sütler abonelere dağıtılmaya başlanacak. Oluşumun liderliğini yapan kişiler kesinlikle naif insanlar değiller. Süt her ne kadar serbest dolaşan ve doğal yemle beslenen hayvanlardan gelecek olsa da arada sıhhi denetlemeler yapılacağını söylüyorlar. Ayrıca sütün bozulmadan dağıtımı için yeni bir araç alındı ve buzluklu hale getirildi. Her birimizin en az 5 litrelik cam şişelerimiz olacak ve Eylül başından itibaren Pazartesi günleri dağıtıma başlanacak. Daha sonra Cumartesileri de dağıtım yapılacak. Yine aynı köyden isteyenler belli aralıklarla peynir, yumurta ve tereyağ da alabilecekler. (Ben gidip görmedim ama Tahtacıörencik köyünde sürdürülebilir tarım alanında ciddi çalışmalar var.) Eylül ayında başlayacak dağıtımın güzergahı şöyle: Emek, Bahçeli, Kurtuluş, Kocatepe, (Ayrancı), Kavaklıdere, Esat, GOP, Portakal Çiçeği, Birlik-Hilal Mah., (Oran), Akpınar-Dikmen, Balgat, Yüzüncü Yıl, Ciğdem, ODTÜ, Söğütözü, Mustafa Kemal Mah, Bilkent, Ümitköy, Çayyolu, Yaşamkent, Batıkent. Katılım için bir miktar ön ödeme gerekiyor, 100-200 TL kadar. Toplanan bu para yukarıda bahsettiğim aracın dondurucusu ve size ait olacak cam kavanozlar (herkesin iki adet olacak ki, birini yıkayın ve yenisini alınca teslim edin, üzerlerinde adınız olacak sanırım) için gerekiyormuş. Daha sonra ilk aylarda alacağınız ürünleri maliyetine satıp bu ön ödemeyi kapatacaklar. Ben çok umutluyum bu oluşumdan. Eğer bu güzergah üzerindeyseniz ve siz de süt almak istiyorsanız dogal-bilincli-beslenme@googlegroups.com’a üye olup eve teslim süt dağıtımı projesine katılabilirsiniz.

Etiketler , ,