Tag Archives: seri

Ayna

İngilizler dizi yapmayı biliyorlar gerçekten. Herhalde Arthur Conan Doyle’un romanından günümüze uyarlanmış Sherlock dizisini izlemeyen kalmamıştır. Dün de Black Mirror (Kara Ayna) serisini izledim. Kesinlikle tavsiye ederim. Alacakaranlık Kuşağı ve 1960’lı-70’li yılların bilimkurgu/korku dizileri baz alınarak çekilmiş. Seride birbirinden bağımsız üç bölüm var. Konular yakın gelecekte geçen ama günümüze, özellikle teknolojiyle kurduğumuz ilişkiye ayna tutan cinsten. Birinci bölüm sosyal medya, ikinci bölüm televizyon şovları ve üçüncüsü de mükemmellikten uzak ama hayatımızı yaşanır kılan hafızalarımız üzerine.

Amaaan şimdi kim bulup izleyecek diyenlere birinci bölümden bahsetmek istiyorum, izleyeceğim uleeyn diyorsanız bu çıkışı alın derim.

Bana biraz sert gelen bir konusu var ilk bölümün. Kate M.iddl.eton vari, sevilen bir prenses kaçırılıyor ve görüntüleri yutüübe yükleniyor. Kaçıranın tek bir talebi var, İngiliz başbakanının burada bahsedemeyeceğim kadar iğrenç bir aktiviteyi canlı yayında yapması. Bölüm, bir politik gerilim olarak devam ediyor. Önce konuyu medyadan sakınma çabaları, çözüm bulma yolları, öneriler, stratejiler. Bir yandan da halkı izliyoruz. Bir barda, bir hastanede, bir tamircinin veya genç bir adamın odasında… Herkes televizyonlara kilitlenmiş. Video, yutüübde 9 dakika kalmasına rağmen hemen kopyanlanıyor. Birkaç saat içinde milyonlarca insan videoyu izlemiş oluyor. Tabii ki, tivitırda tete oluyor konu (2011 yapımı dizi ne yazık ki pinterestin yükselişine yetişememiş). Bu arada sürekli halk oylamaları yer alıyor medyada. Önce herkes bahsi geçen iğrençliğe karşı, sonra yavaş yavaş yapsın demeye başlıyorlar. Başbakanın ve karısının hali içler acısı. Sonunda bir dizi olay sonucu yapılması bile asla düşünülemeyecek aktiviteyi yapmak zorunda kalıyor başbakan. Oysa ortaya çıkıyor ki, prenses canlı yayından yarım saat önce Londra sokaklarına bırakılmış. Ama herkes televizyon başında olduğundan kimsenin ruhu duymamış. Ve televizyon başındakiler. Zorla da olsa, tiksinerek de olsa bakmaya devam ediyorlar ekrana. Kimse sırtını dönmüyor. Sonunda ortaya çıkansa bölüm boyunca gördüğümüz sıradan insanlardan biri ve bir tamirci sandığımız kişinin aslında ödüllü bir sanatçı olduğu, bu sanatçının bir performans için prensesi kaçırmış olduğu. Performansın temel mesajı insanların git gide daha fazla önlerindeki ekranlara kilitlendikleri, önemsiz şeyleri izlerken de asıl önemli şeyleri (bkz. boş Londra sokaklarındaki kayıp prenses) göremedikleri. Sanatçı bölümün sonunda intihar ediyor.

Serinin diğer iki bölümü daha güzel. Ama sanırım aklımda kalan bu ilk bölüm olacak. Arap Baharı gibi toplumsal hareketlerde veya yardım kampanyalarında sosyal medyanın önemi inkar edilemez. Ama bu platformlar özünde ”iyi” ya da ”kötü” değiller, sadece onları kullananların aynası. Çoğunluk da b.kkafalı olduğundan bu mecralara her zaman dikkatle yaklaşılması gerekir kanaatimce.

Etiketler , ,