Tag Archives: Runtalya

Koş-tum-tum

Eveet, 9:15’te koşu başladı. Başladı deyince öyle yerimizden fişek gibi çıktığımız sanılmasın. Çok kalabalık olduğu için ilk başta yavaş hareket ediliyor. Zaman ölçümünüz ayakkabınıza bağlanan tek kullanımlık çiple sağlanıyor. Başlangıç noktasında, yarı yolda ve bitişte çipi gören bir matın üzerinden geçiyorsunuz. Yarışın ilk kilometresi genelde kendinize yer bulmaya çalışmakla geçiyor. Yürüyenler, sizden daha yavaş veya daha hızlı koşanlar arasında bir yer buluyorsunuz. Genelde ikinci kilometreden itibaren sizinle aşağı yukarı aynı sürede koşacak bir kümeniz oluyor. Bunları daha önce koştuğum iki 5km koşusunda görmüştüm. Bir de üzerine antrenmanlarda kendimle ilgili edindiğim bilgiler eklenince ilk 1-2 km çok acele etmedim. Ben genelde 3. kmden sonra açılıyorum. İlk 3 km sanki bacaklarıma ağırlık bağlamışlar gibi hissediyorum. Antrenmanın önemi burada işte, kendini tanıyor insan.

Ni.ke plusa bakınca ilk kmyi 7dk 21sn ile koştuğum görülüyor. Aslında bu benim için normal bir hız ve de tüm yarışı bu hızda koşsam üzülmezdim. Ama sonra yarış faktörü devreye girmiş. 28 Şubatta kontrol ettiğimde 800 TL toplamıştık, insanların tezahüratları ve biraz önce bahsettiğim beraber kümelendiğimiz koşucuların motivasyonuyla gaza gelince hızım artmış. 2. kmyi 5 dk 57sn, 3. kmyi ise 5dk 50 sn’de koşmuşum. Bu sonuncusu 1 km rekorum. Karşılaştırma yapabilmeniz için maraton koşanların 1kmyi ortalama 3,5-4 dkda koştuklarını belirtmeliyim. Bu arada yokuşu çıkmış ve düzlüğe gelmiştik. Bazen önümde koşan birini hedef alıyor, onunla uyumlu koşmaya çalışıyordum, bazen de kendime aşırı hızlanmamam gerektiğini hatırlatıyordum. Güzel bir gün geçiriyorduk, güzel bir bağış miktarına ulaşmıştık, egoyu devreye sokmaya gerek yoktu.

Bu telkinler neticesinde bir kilometrede hızlanıp bir sonrakında biraz yavaşlayarak enerjimi dengeli kullanmaya çalıştım. Biz yarı yola yaklaşmışken dönenleri görmeye başladık. Onları içtenlikle alkışladık. Koşarken çevrede biriken az sayıda Antalyalı’ya gülümsemeyi unutmamaya çalıştım. 5 km’den sonra karnımda hafif bir sızı hissetmeye başladım. Kramp girecek diye epey korktum. Krampı geçiren tek şey koşmayı bırakıp yürümek olacaktı. Gerekirse yaparım diye düşünerek sık ve kısa adımlar atmaya başladım. 9. km’den sonrası güzeldi. Yokuş aşağı koşuyorduk ve bitiş noktasını direkt görebiliyorduk. Bu arada yarışı çoktan bitirmiş koşucular 8.-9. kmlere dönüp moral veriyor, alkışlıyor, “haydi haydi” diye bağırıyorlardı. Çok güzel bir andı. Bitişi geçerken güzel bir havada, aksilikler olmadan güzel bir yarış geçirdiğimiz için mutluydum. 10 km’yi 1 saat civarında koşarak kendi rekorumu kırdım. Kadınlarda 151. oldum.

Bu noktaya gelmek için Ekim 2013’ten beri 55 kez koştum, toplam 308,5 km yol katettim. Hepinize destek verdiğiniz için teşekkürler. Bağışlarıyla katkıda bulunanlara ayrıca binlerce teşekkür. Bağış süresinin dolmasına daha 2 hafta var. Bağışın büyüğü küçüğü kesinlikle yok. Bir SMS atarak katkıda bulunduğunuzda da 5TL göndermiş oluyorsunuz, dolayısıyla çorbada tuzunuz olmasını isterseniz geç değil.

runtalya

Etiketler ,

Koş-tum

Koş-tum evet, hem de kendi rekorumu kırarak. Baştan alayım isterseniz.

Cuma öğleden sonra Antalya’ya gittik Erkişi’yle. Monçuk, babaannesinde kaldı. Bu ikimizden birden ilk ayrılışıydı ve çok iyi idare etmiş. Bize de başbaşa bir tatil gibi oldu. Oteli koşu başlangıç noktasına yakınlığını düşünerek seçmiştim. Organizasyonun indirim sağladığı oteller vardı, ama onların indirimli hali bile bizi aşacağı için Konyaaltı otellerinden birini seçtim. Gerçekten de hem yarışın yapılacağı Atatürk Parkı/Cam Piramit’e yakınlığı hem de Havaş otobüslerinin güzergahı üzerinde olması çok işimize yaradı.

Antalya’yı en son 1996’da görmüştüm. Tabii ki, çok değişmiş. Ve sanki bu değişim olumlu yönde olmuş. İçinde yaşayanlar problemleri biliyorlardır mutlaka, ama bana burada yaşarım ben yaaa dedirtti. Nasıl dedirtti? Gittiğimiz çoğu yerde “buraya Monçuk’u getirebilirim” cümlesini kurduğumu fark ettim. Parklar, bahçeler, akvaryum, deniz kenarı ile çocuklular için birçok imkan var. En basitinden Arapsuyu mahallesinde yürürken bir çocuk parkı gördük. Parktaki oyuncaklar yepyeniydi, değişikti, benim bile ilgimi çekti. Buradan da anlaşılıyor ki, yaşanası şehirler “child friendly” yani çocuk dostu şehirlermiş.

Cumartesi günü sabahtan son antrenman koşumu (2,5 km) yaptım. Sahildeki yürüyüş yolunda henüz güneş doğmuşken, denize bakarak koşmak çok güzeldi. Böyle koşu yolu olsa evimin önünde maraton koşardım dedim. Sabah sabah sahilde balık tutanlar ve denize girenler vardı. Eminim çok soğuktu su, ama herhalde alışık olanlara dokunmaz. Koşudan sonra güzelce kahvaltımızı ettik ve biraz dolaşalım dedik. Konyaaltından Kaleiçi’ne doğru biraz yürüdük, çok yorulmamaya dikkat ettim. Antalya Müzesine girelim dedik, hazır müzekart da var. İyi ki girmişiz. Gerçekten güzel bir müze, heykeller çok etkileyici. Oradan çıkınca organizasyon otellerinden Ri.xos’a geçtik. Lobi adımadımcılarla kaynıyordu, çok güzel bir görüntüydü. Otelden kalkan servise binip yarış evrakının ve çantasının verileceği avm’ye gittik. Sanırım koşu için gelenler kentin farklı yerlerine gidip ekonomiye katkı sağlasınlar diye düşünülmüş, otellere oldukça uzak bir avm seçilmiş. Ama her saat başı bedava servis vardı. AVM’de göğüs numaramı, süremi ölçecek çipi ve içinde promosyonlar olan çantamı aldım. Organizsayon çok iyiydi. Ardından dışarıda yapılan makarna partisine katıldık. Malum karbonhidrat yüklemesi yapmak lazım.

Dönüşte otelde adımadımcıların ve Akut’un tişörtlerini de aldık. Konuşma ve seminerler vardı ama müze gezisi yüzünden benim pestilim çıkmıştı. Otele döndük ve ben saat 9 gibi bayıldım.

Tabii ki rüyamda yarışa zar zor yetiştiğimi ve ayakkabılarımla göğüs numaramı unuttuğumu gördüm. Klasik. Sabah 6:30’da kalktık. Koşu kıyafetlerimi giydim, 7’de hafif bir kahvaltı yaptım. Özellikle midemi şişirmemeye çalıştım. Dalağıma kramp girmesini istemiyordum. Otelimiz başlangıç noktasına yakın olmasına rağmen yokuş çıkacağımızı ve yüklerimizi hesap ederek taksiye bindik. Koşu alanı cıvıl cıvıldı. Bebekleriyle gelip puset iterek yarışacak aileler de vardı, 60’lık delikanlılar da. Yurtdışından, özellikle Almanya’dan gelenler deneyimli görünüyorlardı. Takım halinde gelenler çimenlerde ısınma hareketleri yapıyorlardı. Koşu sırasında kıyafetlerimin beni rahatsız etmesi en gıcık olduğum şey. Özellikle kulaklığımı çekiştirmek zorunda kalırsam, şapkam sıkarsa sinir oluyorum. O yüzden onları bir güzel ayarladım.

Koşu saati yaklaştıkça heyecan artmaya başladı. Saat 9’da maraton ve yarı maratoncular için start verildi. Bu adamlar ve kadınlar ciddi sporcu. Bir kısmı biz 10km’den dönerken maratonda (42km) dönüyordu. Onlar çıktıktan sonra biz çaylak 10kmciler yerimizi aldık. Üzerimizde balonlar, paraşütler uçuyordu. Kamerayla tüm yarışı çekmek üzere alnına kamera sabitleyenler de vardı, yardım için koştukları STK’nın pankartını taşıyanlar da. En etkileyici olanı engelli katılımcıları itmek için takım halinde yarışa giren güzel insanlardı. Vee saat 9:15’te yarış başladı. Devamı gün içinde resmi sonuçlar açıklanınca :) Elimde belge olmadan konuşmak istemiyorum.

Etiketler ,

Koş Koş Koş

Bir önceki yazıyla içinizi kararttım di mi? Bazen klavyeye dökülmem gerekiyor. Sonra toparlanıyorum. Güzel şeyler de oluyor bu ülkede. Güzel bir ülke burası.

Bakın mesela Adım Adım oluşumu kuruş para almadan sivil toplum örgütleri ve bağışçılar arasında köprü olmuş. Epey büyük bir organizasyon bu. Ama daha da büyümeli, kocaman olmalı.

Ben bu pazar (2 Mart) 10 km koşuyorum, Adım Adım’la. Ben, evet ben. Komik koşan ben. İşe Ekim 2013’te 2-3 km’yi yürü-koşla tamamlayarak başlayan, sırf Adım Adım’a ve size söz verdi diye 12-13 km koşar hale gelen ben. Karda, yağmurda, yerler buzluyken koşan, dizi ağrırken, midesine kramp girerken koşan ben. Bunların Adım Adım gibi bir oluşumu kuranların ve depremlerden, afetlerden sonra yıkıntılara koşan AKUTçuların iradesi, çabası, emeği yanında hiç ehemmiyeti yok. Koşuyorum, çünkü elimden bu kadarı geliyor. Siz de omuz verirseniz desteğimiz büyür, kocaman olur.

Yardımda bulunmak isterseniz aşağıdaki havale bilgilerini kullanabilirsiniz.

Teşekkürler, siz olmasaydınız çoktan kanepeme dönmüştüm.

Banka Havalesi:

AKUT Arama Kurtarma Derneği

Türkiye İş Bankası

Şube : Gayrettepe Şubesi (1080)

Hesap no : 801384

İban no : TR47 0006 4000 0011 0800 8013 84

AÇIKLAMA: SakizAgaciTomurcugu/Sizin adınız

Kredi Kartı: http://www.akut.org.tr/bagis-yap

Etiketler ,

Adım

Runtalya’ya 30 gün kaldı. Hazırlık programımı değiştirdim. Aralık ortasında hafta içi iki kısa koşu (4-5 km) ve giderek uzayan haftasonu koşusundan (en son 7km’ye çıkmıştım) oluşan sistemin işe yaramadığını düşünmeye başladım. Daha doğrusu hissettim. Tam o dönemde koşularımı ölçmek için kullandığım ni.ke plus uygulamasına bir antreman programı eklendi. Katılacağınız yarışın tarihini ve deneyim derecenizi (tabii ki başlangıç) giriyorsunuz, o da size bir şablon çıkarıyor. Bana verilen şablonda haftada 3-4 koşu var. Koşu harici günlerde de bazen yürüyüşler veya yoga gibi egzersizler var. Farkı, koşuların uzunluk ve temposunu çeşitlendirmesi. Mesela bu hafta iki kere  6,5km, bir kez 4km ve bir kez de 8km koşturuyor. Sonra programın ortasında bir yerde 12km koşturuyor. Yani kafanızdaki 10km psikolojisini aşmak için birebir. Ocak ortasında bir konferansa katıldım ve bir koşuyu kaçırdım, telafi de edemedim. Ama onun dışında iyi gidiyor.

Aslında 10km koşmak o kadar da korkutucu değil. Adrenalindi, seyirci desteğiydi, Antalya’nın ılık havasıydı, bir şekilde koşulur 10 km. Beni ürküten Şubat ortasında göndereceğim e-postalar. Tanıdıklarınıza e-posta gönderip yapacağınız yardım koşusunu anlatıp maddi destek istiyorsunuz. Tabii ki desteği kendinize istemiyorsunuz. Bağışlanan para doğrudan desteklediğiniz STK’nin hesabına yatıyor. Sadece açıklama kısmına bağışçı kendi adıyla birlikte benim de adımı yazıyor ki, kim ne kadar bağış toplamış bilinsin. Erkişi, haklı bir soru yöneltti geçenlerde: “Koşuya katılmak için otel ve uçak masrafı da dahil bir dolu para harcadın, bu parayı doğrudan AKUT’a bağışlasan daha iyi olmaz mıydı?” İlk bakışta evet, ama o zaman koşmak için motivasyonum olmazdı. Dün gece gözümden uyku akarken, tam karşımdan buz gibi rüzgar eserken saat 9’da dışarı çıkıp 6,5 km koştuysam tamamen kendimi sorumlu hissettiğimden. Zaten yarıştan sonra yeni bir hedef bulmam lazım, yoksa tavsar. Bir de farkındalık yaratma konusu var. AdımAdım diyor ki, 100 kişiye haber salsanız sadece yüzde 10’u bağış yapıyormuş. Olabilir, insanlık hali. Ama kalan 90 kişiyi de adına koştuğunuz STK hakkında bilgilendiriyorsunuz, bu sefer olmasa da gelecek sefer bağış yapabilirler veya belki gelecek yıl onlar da koşar.

Diğer yandan kendim için olmasa da para istemek zor geliyor. En önemlisi yaptıkarı hesaba göre 35 yaşında birinin (iki gün sonra = ben) 150 kadar tanıdığı insan olmalıymış. Benim yok valla. Mesela liseden 15 kişi tanıyor olmalıymışım. Benim liseden canım ciğerim iki arkadaşım var, Facebook’u da kapatalı çok oldu. Üniversite çevrem biraz daha geniş, akrabalar, iş çevresini de katarsak belki 40-50 eder. Bir de tabii buradan takipleştiğim insanlar var. Ama bu sefer de kimlik sorunu çıkıyor karşıma. Benim için özel hayat önemli, adımı gizli tutmak da önemli. O yüzden şöyle bir ara formül buldum: Eğer AKUT’a benim üzerimden bağış yapmak isterseniz buraya e-posta gönderin lütfen. E-postanıza yanıt olarak bağış bilgilerini verebilmem için lütfen tam adınızı içeren bir adresten mesaj atın veya mesaj içeriğinizde adınızı benimle paylaşın. Böylece birbirimizin adını öğreniriz. Diplomaside reciprocity diyoruz buna.

 

Run

 

Etiketler ,

61

Runtalya sayfası diyor ki, 61 gün kalmış koşuya. Dırıdıdııııı. Bir önceki hafta biraz tembellik ettim. Üç koşudan sadece birine çıktım. Neyse ki geçen hafta telafi ettim. Aslında tembellik kadar soğuk da önemli bir faktör oldu. -10 derecede koşmak hi hoş değil. Eve geldiğimde bacaklarımı hissetmiyor oluyorum. Haftasonu gündüz koşabiliyorum, ama haftaiçi gece koşmam lazım. Bir de bazı yerlerde zemin hala buz kaplı, resmen koşacak yer aradım birkaç gün. Şu anda haftaiçi 5kmlik iki koşu yapıyorum, haftasonu ise 7’ye çıktım. Ocakta 8’e, Şubatta da 9’a çıkmayı umuyorum.

Aslında bu yazıda biraz insanların kafasındaki spor ve zayıflama ilişkisini tartışmak istiyorum. Zayıflamak ya da doğru tabiriyle yağ kaybetmek isteyenlerin spor yapması salık verilir. Ancak yapılan araştırmalar gösteriyor ki (nerede o araştırmalar derseniz bulurum, şimdi üşendim), yeme alışkanlıklarını değiştirmek yağ kaybı açısından her zaman spora bin basar. Nedeni oldukça basit: spor yaparak kaybedilen kalori miktarı eğer söz konusu olan 1-1,5 saat süren kardio ve ağırlık çalışması değilse oldukça sınırlıdır. Yaşa ve kiloya göre değişmekle birlikte örneğin 5 km koşunca harcadığım enerji 300 kalori civarında. Piyasadaki pek çok çikolata daha fazla kalori içeriyor. Buna ek olarak kaç kalori harcandığından daha önemlisi vücudun bu kaloriyi karbonhidrat mı yoksa yağ yakarak mı harcadığı. 45 dakikadan kısa egzersizlerde vücut parçalanması daha kolay olan karbonhidratları yakar ve ancak 45 dakikadan sonra yağ depolarına sıra gelir. Dolayısıyla koşarak kilo kaybetmek pek mümkün değil. Tabii istisnaları var, sağlıklı kilonuzun çok çok üzerindeyse ve hormonal sorunlarınız yoksa ne yapsanız sonucu kilo kaybı olur (bkz. asansör yerine merdiven), hatta yeme alışkanlıklarınızı da biraz değiştirirseniz ilk zamanlar çok hızlı kilo verebilirsiniz. Ama diyelim ki, sağlıklı kilo aralığınızın üst sınırına yakınsınız, yani şekerim hiç veremediğim 7-8 kilom var diyorsunuz, sizin için haftada 3 kez koşmak kilo kaybına yol açmayabilir. Yanlış anlaşılmasın, daha sağlıklı olabilirsiniz, akciğerleriniz, kalbiniz (halihazırda sorun yoksa) gelişir, bacaklarınızda yeni kılcal damarlar oluşur, psikolojik olarak daha iyi bir yerde hissedersiniz kendinizi. Ama kilo vermeyebilir, hatta alabilirsiniz. Nası yani?

Düzenli egzersize başladığınızda yeme alışkanlıklarınız iki türlü etkilenebilir. Birincisi, hareketinizi arttırınca doğal olarak kalori ihtiyacınız da artar. Ama diyetisyen kontrolünde değilseniz artan kalori ihtiyacınızı fazlasıyla yerine koymaya başlayabilirsiniz. Dolayısıyla yarım tabak yağsız makarnayla 300 kaloriyi yerine koyacağınıza, bir tabak yağlı makarna yiyip 500 kalori alabilirsiniz. İkincisi, psikolojik olarak egzersiz yaptığınız için kendinize normalde yemediğiniz abur cuburu yeme izni verebilirsiniz. Noolcak ya, koşar yakarım dersiniz ve yakamazsınız.

Sonuçta koşalım koşmasına, ama doğru amaçlar için. Sağlıklı olmak, iyi hissetmek, egzersiz alışkanlığı kazanmak, çocuklarımıza spor konusunda örnek olmak için. Amaç yağdan kilo kaybetmekse, düzenli ve 45 dakikadan uzun yürüyüşler veya haftada 4-5 kez 1-1,5 saatlik kardio-ağırlık kombinasyonları çok daha mantıklı.

Etiketler ,

Nefes

Runtalya’da 10 km koşmaya karar vermiştim ya. Hah şimdi sözden fiiliyata geçme vaktidir. Ve de insanın bu noktada mabadını büyütüp yeşerttiği yerden kaldırması epey güçtür. Onun için bloğu bir nevi hesap verme alanı olarak kullanıyorum.

Efenim ekipman açısından iki eksiğim vardı, bunları tamamladım. Kış şartlarına uygun ama ince bir spor üst aldım. İnce olması, penye olmaması mühimdi. Koşarken müthiş ısınıyorsunuz ve ağır kıyafetler sizi olumsuz etkileyebiliyor. İkinci eksiğim ayfon için bir kol bandıydı. Artık ayfonlarda nike+ ve free runner gibi antremanlarınızı takip eden uygulamalar var. GPRS teknolojisini kullanarak ne kadar ve ne hızda koştuğunuzu, gelişiminizi takip edebiliyorsunuz. Ayrıca gaz verecek müzikler de dinlemek iyi olabiliyor. Böyle bir kol bandını d.ecathlonda bulup aldım. Memnun kalırsam ayrıca yazarım. 5km koştuğum günlerden bir a.sics ayakkabım var. Tabii aşındı ve eskidi. Ama koşma işine rutin olarak dönmeden yeni bir ayakkabı alıp masraf çıkarmak istemiyorum.

Aynı zamanda Adım Adım oluşumuna da üye olduğumu söylemiştim. Bu oluşum aracılığıyla onların desteklediği sekiz STK için bağış toplayabiliyorsunuz. Tabii ben STK seçmekte çok zorlandım. Gören de sanır ki, çevrem çok geniş, binlerce lira toplayabilirim. Öyle bir durum yok tabii. Ama listede yer alan derneklerin hepsi çok özel amaçlara hizmet ediyorlar. İnsan birini seçince öbürlerine haksızlık etmiş gibi hissediyor. Ben de en sonunda kalbime en yakınını seçmeye karar verdim. Ehem, o da AKUT oluyor. AKUT, çok güzel, organize, profesyonel işleyen bir model. 17 Ağustos depremini İstanbul’da yaşamış biri olarak doğal afetlerde ve arama-kurtarma gerektiren her durumda ne kadar önemli olduklarını gördüm. Van depreminde de bir kişiyi kurtarmak için nasıl saatlerce çalıştıklarına hepimiz şahit olduk. Onlar için toplanacak her 2000 lira ile bir kişinin daha nefes alıp hayata tutunabileceğini söylüyorlar. Belki ben ve mütavazi çevrem de bu amaca katkıda bulunabiliriz.

Adım Adım, yarıştan en erken 2-3 hafta önce tanıdıklarınıza, arkadaşlarınıza birer mesaj göndermenizi öneriyor. Bu mesajla AKUT için koşacağımı, nasıl bu seçimi yaptığımı, nasıl hazırlandığımı, hedefimi anlatacakmışım. Tabii böyle bir mesaj yazma olasılığı beni geriyor. Bizim toplumumuzda böyle bir yardım toplama modeli çok yeni. Ama başa gelen çekilir. Yani Şubatın ikinci haftası benden birer mail bekleyin anacığım. Ondan sonra arzu edenler AKUT’un hesabına benim de adımı vererek bağışta bulunuyorlar. Bağış yapanlar, Adım Adım üyelerine raporlanıyor. Genelde mesaj gönderdiklerinizin yüzde 10’u bağış yapıyormuş. Bu da demek oluyor ki, benim adıma bir kişi bağışta bulunacak, o da muhtemelen Erkişi olacak (!). Yarıştan sonra daha önce bilgilendirdiğiniz herkese bir sonuç mesajı yazmanız isteniyor. AdımAdımcılar, ”Son kilometrelerde bir tıkandım ki, sorma” diye başlanabilecek bu mesajdan sonra da bağış olduğunu söylüyorlar. Herhalde ”bir koşsun da görelim, ne malum Antalya’da kebap yapmadığı” diye düşünen eş-dost böyle ikna ediliyor. Son olarak da bağış yapanlara teşekkür mesajı atıyor ve dijital sertifikalarını gönderiyorsunuz.

Gelelim 2 Marttaki yarış için nasıl hazırlanacağıma. Daha önceki deneyimime göre bir anda zınk diye koşmaya başlanmıyor. Bu sebeple koş-yürü antremanlarıyla başlamayı tasarlıyorum. Adım Adım’da şöyle bir program var. Ben bu programdaki gibi km hedefi koymayı düşünmüyorum. 3 dakika koş-1 dakika yürü ile başlayıp yarım saat-40 dk antreman yapmayı hedefliyorum. Bunu Aralık ayına kadar geliştirerek sürdürüp Aralık’ta, yani yarışa 3 ay kala, bir durum değerlendirmesi yapacağım. Onu da burada paylaşmayı düşünüyorum. Eğer koş-yürülerle belli bir noktaya geldiysem sürekli koşu programına başlayabilirim. 10 km için şu anda bir hedef ön göremiyorum. 5km’yi 30 dakikada koşmuştum. Yani mantıken 10 km’yi de 1 saatte koşmam lazım. O iş öyle değil tabii :) Yorgunluk, bıkkınlık gibi nedenlerden o süre uzayabilir. Bu da demek oluyor ki, 1 saat civarında koşarsam aslında iyi sayılır. Bu konuda sanırım Ocak’ta elimdeki verilere dayanarak bir hedef belirleyebilirim.

Gelelim başlamaya. Bugün akşam ilk koşuma çıkmaya kararlıyım. Monçuk uyuduktan sonra kanepede sızmazsam çıkarım. Çıkabilirsem de buraya yazarım.

Güncelleme: Çıktım. 9’da kendimi dışarı attım. Yağmur yağıyordu. 3,43 km koş-yürüdüm. Hızım kilometrede 9:15 idi. İyi hissediyorum, kanepeyi seçmediğime memnunum. Ama mesele birinci gün değil, on beşinci günde kanepeyi seçmemek. Hadi hayırlısı.

Etiketler , ,