Geçenlerde büyük bir marketin promosyon broşüründe bir ilan vardı: ”Organik defter” Hö? Nasıl yani? Kağıt ağaç mamülü olduğu için mi? İnorganik defter nasıl birşey? Bu organik lafı da gittikçe fazla ve yersiz kullanılıp içi boşaltılan terimlerden biri olma yolunda. (Ankara’da yeni bir avm’nin sloganı: Ezber Bozan. Buyrun buradan yakın.)
Oysa şuradan öğrendiğim kadarıyla ürünlerine organik sertifikası almak pahalı ve manipülasyona uygun bir işlemmiş. Aracı firmalara para ödemeniz gerekiyor, onların uzmanları da gelip sizin gösterdiğiniz bir alandan numune alıyorlar. Dilerseniz sadece o bölgeyi organik tarım için hazırlayıp geri kalan tarlalarınızda yine eski usülleri kullanabilirsiniz. Buna karışamıyorlar. Dolayısıyla organik damgalı ürün almak her zaman beklediğimiz garantileri içermiyor. Onun yerine yanında yerel tarım özendirilmeli bence. Aldığımız ürünler çevremizde yetiştirilen ve mevsimlik ürünler olursa süper olur. Hatta yurtdışındaki gibi kooperatifler kurulabilir (Kurulmuş. Arayınız Güneşköy). Diyelim 50 aile biraraya geliyoruz. Beypazarı’ndan Falanca Amca ve Filanca Teyzeyle anlaşıyoruz. Gelecek yılki hasat için belli bir para yatırıyoruz. Alıcısı olduğunu bilerek ekim yapıyorlar. O seneki hasattan da payımıza düşen bize parti parti gönderiliyor. Tabii bu sistem tamamen güven üzerine kurulu. Ama neden olmasın? Örnekleri Illinois’da var mesela. Bazı haftasonları kentten gelenler işlere de yardım ediyorlar. Çocuklarına çiftlik hayatını gösteriyorlar.
Bu hayal gerçekleşinceye kadar başka alternatifler de var. Bizim yakınımızda Ankara Ü. Ziraat Fakiltesi’nin satış dükkancığı var. Minicik bir yer. Ama nasıl müşteri kaynıyor. Her gün saat 11′de yeni ürünler geliyor. Monçuk uyuyunca ben de damlıyorum. Bir tane sera ürünü yok. Bu mevsimde ne varsa o: karnıbahar, lahana, pırasa, havuç, ıspanak. Meyvelerden nar, portakal, elma, mandalina. Haftanın belli günleri etler, Çanakkale Üniversitesi’nden peynirler, Veterinerlik’ten yumurtalar, AOÇ’tan sütler geliyor. Tereyağ tereyağ gibi kokuyor, yumurtalar minnacık, yoğurtlar ekşiyor, sulanıyor, çok beklerse küfleniyor. Dışarıda torbalar dolusu kıyafet var. İyi durumdaki, kullanılmış kıyafetler üniversite öğrencilerine yardım olarak gidiyor. Yine dışarıda minik bir kütüphane var saçağın altında. Herkes istediği kitabı alıp götürüyor, yerine kendi kütüphanesinden bir kitap bırakıyor. İstersen o kitap sende kalabilir. Ama geri getiriyor insanlar. İçeride kuru fasulye ve haşlama tavuk tarifleri paylaşılıyor. Kredi kartım hata verince işletmeci bey fısıltıyla işaret ediyor, ”sorun bizde olabilir, yarın verirsiniz” diyor. Fısıltıyla. Alışık değiliz böyle incelikli davranışlara.
Ne kadar basit bir fikir ne kadar etkiledi hayatlarımızı. Monçuk Amasya elması, hakiki Ankara armudu yiyor. Pazar kültürünü çok sevmeme rağmen artık pazara çıkmıyorum yiyecek için. Bu satış ofisleri, daha doğrusu minnacık dükkanlar yaygınlaşsa diyorum. Sosyalist sosyalist. Sonra da biliyorum ne olacağını. Bir gün birşey olacak, belediye değişecek, fikir değişecek, rektörlük değişecek, bu dükkancık kapanacak. Yaygınlaşırsa göze batıp daha çabuk kapanacak. Adresi mi? Vermem bana ne! Benim.
Ek: Escet’in yorumlarda bahsettiği ağa mutlaka bakınız. Ayrıca Aracısız Doğal Ürün Ağı ve Güneşköy projelerine de bakınız. Ben çok heyecanlandım şahsen. Şimdi bir de ortak okul kurabilirsek, bir kooperatif okul, çok güzel olur.
Adres, isteriz! Adres, isteriz! Oyle paylasmayan sosyalist mi olurmus. Bu arada, ben de bir olusumdan bahsetmek istiyorum. Dogal Besin, Bilincli Beslenme (aka DBB). Ayrintilara http://ankaradbb.wordpress.com/ sayfasindan ulasilabilir. (bak, paylasmaya ornek verdim :)
Grubun isleyis ilkelerini benimseyenler yazisma grubuna dahil olup daha ayrintili bilgi alabilirler. Bu sayfayi dolasarak diger faydali sayfalara da ulasilabilir.
Peki peki. Burada.
Parkın köşesinde. Adresimi vermiş gibi oldum :) Gelirseniz kahve içmeye de beklerim.
Bu gruba hemen üye olacağım. Çoook teşekkürler.
Ek: Oooo dileğim gerçekleşmiş gibi hissettim. Sağolasın Escet. Süpermiş bu site. Bir de böyle şeyler hep İstanbul’da oluyor diye kıskanıyordum. Belki bahara tarlalara da gideriz.
Gideriz insallah. Ben de cocuklari alip tarlaya, cayira yayilmak, cimenlerde piknik yapmak vs. hayal ediyorum. Maalesef “sehir cocuklari” giderek daha az ilgili oluyor boyle seylere. Bu baglamda “Dogadaki Son Cocuk” kitabini da buraya not duseyim…
Hmm bir bakayım o kitaba.