Güncel-leme

Kasım 12 , 2009

Blog işi bol güncelleme gerektiriyor, orası kesin. Yani işin özü bu. Gereksiz de olsa bişeyler yazmanız lazım. Yazmazsanız hem insanların sizi okuma alışkanlıkları hem sizin yazma alışkanlığınız köreliyor. Tam da bu noktada kendini okunmanın şehvetine kaptırmak mümkün. Bakınız yazmanın şehveti ve Serdar Turgut ve Rojin meselesi. O tarafa bulaşmayı hiiiç istemiyorum. Sözüm meclisten dışarı görüyorum ki, bazı blogların varlık nedeni özneleri olan insanlar değil, okuyucular. Fotoğraflar, yazılar bir güncenin sayfalarından çok ”işte ne muhteşem bi hayatım var” reklamının malzemesi gibi. Varsın o reklama aldanan yığınlar ”benim hayatım neden böyle renksiz” diye depresyonlara girsin, arkadaşların pek de umurlarında değil. Çünkü okuyucularının hem sayılarına hem övgülerine kendilerini kaptırmışlar. Kötü mü? Yooo, arada bir insanın kendini cilalaması iyi bişey. Tabii arada okuyuculara gerçek hayat kesitleri vererek hayatın güllük gülistanlık ve fotoşaplı olmadığını hatırlatmak kaydıyla.

Blog dünyasının bu parıltılı tarafına dalmak istemediğimden ve de öyle çok da hareketli bi hayatım olmadığından mı güncellemiyorum? Cık. Hayır. Asıl mesele dikkatim şu anda tek bi noktaya yoğunlaşmış durumda. Gözlerimi ayıramıyorum. Çok esracengiz oldu, idare edin. Velhasılı kelam yazmak istesem de yazamıyorum. Önce kendim çözmeliyim. Buna ek olarak artık sabah 9-akşam 5 çalışan bi insanım ve de yoruluyorum anasını satiiim. Hayır oturmaktan başka birşey de yapmıyorum ya neyse. Yine de heyecan verici şeyler oluyor. Mesela bugün ilk defa Türk öğrencilere misafir hocalık yaptım. Bir kere daha anladım ki ben tahta önünde durmayı, öğretmeyi çok seviyorum. Dersten önce nasıl heyecanlanıyorum nasıl kalbim sıkışıyor. Zannedersiniz tiyatro oyununa çıkacağım. Sonra öğrenciler gelmeye başladıkça heyecanım geçiyor. Durarak ders anlatmayı hiç sevmiyorum. Dolanayım, örnekler vereyim, çocukları konuşturayım, tahtayı kullanayım istiyorum. Hiçbir şeyde kendimi övmem, bir tek bu işi, öğretmenliği iyi yaptığımı biliyorum. Ve özlemişim, çok özlemişim. Türk öğrenciler nasıl? Dersten önce Tükçe sohbet etmek güzel. Ama dersin ortasında zart diye Türkçe’ye geçiyorlar. Kızmıyorum, lisansta bazen aklıma gelen bi fikri ingilizce kurmaya çalışırken nasıl soruları kaçırdığımı hatırlıyorum. Ama şu var ben onlara ingilizce cevap veriyorum ki, alıp başını gitmesin. Aslında tuhaf burası özel bir üniversite ve bu bebeler de kolej mezunu. Derse katılımları fena değil. Küçük bir sınıf olduğundan sanırım. Ama derse hazırlıklı falan gelmemişler. Oysa tersi bi duyum almıştım. O da çok önemli değildi çünkü çok basit bi konuyu işledik, doğaçlama yaptılar. Bakalım gelecek yıl 60 kişilik sınıf için de aynı hislere sahip olabilecek miyim?

Bu arada Escet, aşı hakkında sorduğun sorunun yanıtı burada.

Entry Filed under: Uncategorized. .

4 Comments Add your own

  • 1. ayse  |  Kasım 12 , 2009 at 6:36 pm

    Koc’ta okurken bazen ben de cart diye Turkce’ye geciverirdim dersin ortasinda… Bazen de yari ingilizce yari turkce, komik olurdu… Burada ders verirken bazen oyle meylediyorum ama sonra ogrencilerin Amerikali olduklari geliveriyor aklima.

    bu arada yazmak, okunmak ve piriltili dunya bloglari hakkindaki yorumlarina imzami atabilirim…

    sevgiler.

  • 2. annevebebisi  |  Kasım 12 , 2009 at 8:40 pm

    Herkes, bir konuda cok iyi bilgisi olsa da, bilgisini aktaramaz, guzel ogretemez. Ne mutlu sana :))

  • 3. tomurcuk  |  Kasım 13 , 2009 at 5:44 am

    Evet aslında Türkçe konuşabileceğini bilmek güzel :) Yani ihtimalini sevdim ben bu işin.

  • 4. tomurcuk  |  Kasım 13 , 2009 at 5:47 am

    Teşekkürler :) Mutluyum valla :)

    En zoru o bence bilip de anlatamamak. Öyle bir hocamız vardı, adam bildiğin dahi, ama insanların gözüne bakamıyor, anlatamıyordu.

    En korkuncu ise bilip de anlatmamak. Öylesini de gördüm. Siz benim bilgime layık değilsiniz, zaten anlamazsınız tavrı.

Leave a Comment

hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Anketler

HSG'yi anlat diyenler, bakınız SIR başlıklı yazı.

Yeni komşu konusunda çoğunluk öyle ya da böyle tanışmak lazım diyor, mümkünse börekle

Yüzde 42'niz zannedersem çalışan anne olmaktan muzdarip olup yurtdışındaki gibi esnek çalışma saatleri olsun istemiş. Yüzde 38 halk kütüphanelerine imrenmiş. Yüzde 4 kitap, oyun, yemek kulüpleri burada da olsa demişler, ee kurun kendi aranızda, laf! Yüzde 17 başka şeylere özlem duymuş: netflix gibi, özgüven ve saygı gibi -ki onları bireysel olarak tesis mümkün değil. Bir de bir kişi hiçbişey istemem, memleketim, memleketim demiş. Ne güzel mutlu bi insan kendisi.

Yeni Yoklama:


Kim ne demiş?

dagkecisi on Kurban
Sevgi on Kurban
Anonymous on Kurban
gunesligunler on Sürfile
tomurcuk on Sürfile

Peynir ekmek gibi gidenler

Ara

Blogroll

Enteresan

Müptelasıyım

Eskiler

Kategoriler

how to add a hit counter to a website

Blog Stats

Sakız ağacı tomurcuğu

Bahar