Hmmm…. Ommmm….

Eylül 28 , 2009

Geçenlerde Amerika’dan bi arkadaşım şokşokşok bi haber ulaştırmıştı bana. Bölümümüzde müzmin bekarlığıyla ünlü ve epey dindar bi hocamızın bizim bir alt sınıfımızda pek de sevmediğimiz bir kızla evlendiğini duyuruyordu mesajı. Böyle haberler akademide biraz dudak bükülerek karşılanıyor. Öğrenci-hoca ilişkisinin karı-koca ilişkisi haline gelmesi yani. Ama aşka düşmenin ön koşullarından biri düzenli olarak görüşme olunca insanların eşlerini yakın çevrelerinden, misal işyerlerinden, seçmeleri kaçınılmaz. Ya tesadüfi olarak biraraya geleceksiniz hem de sıklıkla ya da önceden kararlaştırıp bilinçli olarak biraraya gelinecek. İlki okulda, işyerinde, arkadaş çevresinde, ikincisi görücü usülü denen şekli. Yine de kızı ek sevmediğimizden olacak, bir de bu işlere Amerika’da özellikle iyi gözle bakılmamasından, itiraf ediyorum epey bi oooladık ve de aaaladık. Yani ayıpladık. Kızı sevmeme nedenlerim çeşitli. Elektriğimiz tutmadı ve de aynı ofiste olmamıza rağmen ve de 105 kere selam vermeme rağmen kendisi bana bi kere bile merhaba demedi diyebilirim. Ama so what? Kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Bugün erkişinin bulduğu zip açma programımı yükleyince (mac için zipeg diye bi program, çok şirin) hadi dedim şunların düğün fotolarına bakamamıştım, bi bakayım. Düğün fotolarını da başka biri göndermişti, herhalde izinli göndermiştir. Açınca ooolar ve aaalar yerini utanç dolu hmmlara ve ommlara bıraktı. Hmm, pek de yakışmışlar, hmmmm ne de mutlu görünüyorlar, hmm o sade beyaz elbise içinde B. ne kadar da şirin olmuş, hmmm B. sonunda kendisini rahip olmaktan caydıracak cananını bulmuş. Evetikisinin de adı B ile başlıyor :) Ommm, çünkü oolanacak ve aaalanacak hiç bişey yok. Omm çünkü muhabbete kaptırıp kendimi bu insanları ayıpladığımiçin kendime sinir oluyorum, omm çünkü beni sevmezse sevmesin, selam vermezse vermesin umarım çok mutlu olur bu kız. Omm çünkü keşke hep insanların mutluluğuyla mutlu olabilsek. Düşündüm de düşündüm, mutlululuğun bu çeşidinin ayrı adı bile yok, başkalarının mutlululuğuyla mutlanmaya ait bi söz yok. Demek ki, insan doğasında çok yeri yok. Demek ki, insanın başkaları hakkında iyi düşünebilmesi için aktif çaba harcaması lazım. Ommm.

Entry Filed under: Uncategorized. .

4 Comments Add your own

  • 1. AYŞEN  |  Eylül 28 , 2009 at 7:38 pm

    Ben de öğretmen öğrenci ilişkisini etik bulmuyorum, bulamıyorum.Aynı şekilde hasta doktor ilişkisini de.Bu örnekler çoğalabilir tabi.Ama aşk bu olabilir tabi ki diyorum ama diğer yanım hayır diyor.Öğrencilerin genelde hocalarına karşı hayranlıkları vardır, lise dönemlerimizde hayran olduğumuz öğretmenlerimiz olmuştur.Öğrenciye hocanın kariyeri, karizması, bilgisi, çevresi vb etkiler hoş gelebilir, hocaya da onun gençliği, enerjisi hoş gelir ve bir ilişki olur.Bence eninde sonunda en iyi ihtimalle yaş farkından kaynaklı problemler oluşur.Tabi ki istisnalar vardır.Umarım herkes seçimlerinin sonucunda mutlu olur:)Ommm.
    -AYŞEN-

  • 2. tomurcuk  |  Eylül 28 , 2009 at 8:17 pm

    Galiba işin düşündürten yanı bir ast-üst ilişkisi olması ve dediğiniz gibi hayranlık gibi kimi duyguların aşkla karıştırılması. Hoş hayran olunmadan da aşık olunmaz ya. Burada söz konusu olan tezi bitmek üzere bir doktora öğrencisi ve göreceli genç bir doçent. Hoca da direkt kızın tez danışmanı değil. Yani hafifletici sebeplerden beraat :)

  • 3. gunesligunler  |  Eylül 29 , 2009 at 9:39 am

    Hafifletici sebeplerden beraat mi. Bayıldım ya.

  • 4. escet  |  Ekim 1 , 2009 at 7:16 am

    Benim benzeri sekilde evlenmis olan bildigim en az 3 cift var. Ikisi lisans ogrencisi ve hocasi sekilnde. Evlendikten sonra ‘hocam’ dedigin insanlar es durumundan ‘arkadas’ haline geliyor. Bunu nasil idare ediyorlar acaba? Doktora ogrencisinde o kadar sorun olmaz herhalde. Yalniz, boyle olaylar duyuldukca bekar hocalar potansiyel es, siniftaki kizlar es adayi pozisyonuna geciyor; o da biraz dusundurucu. Ama Allah mesut etsin, bir yastikta kocasinlar diyorum. Mutlu evlilik guzel sey. Iyi dusunelim, evrende pozitif enerji artsin.

Leave a Comment

hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Anketler

HSG'yi anlat diyenler, bakınız SIR başlıklı yazı.

Yeni komşu konusunda çoğunluk öyle ya da böyle tanışmak lazım diyor, mümkünse börekle

Yüzde 42'niz zannedersem çalışan anne olmaktan muzdarip olup yurtdışındaki gibi esnek çalışma saatleri olsun istemiş. Yüzde 38 halk kütüphanelerine imrenmiş. Yüzde 4 kitap, oyun, yemek kulüpleri burada da olsa demişler, ee kurun kendi aranızda, laf! Yüzde 17 başka şeylere özlem duymuş: netflix gibi, özgüven ve saygı gibi -ki onları bireysel olarak tesis mümkün değil. Bir de bir kişi hiçbişey istemem, memleketim, memleketim demiş. Ne güzel mutlu bi insan kendisi.

Yeni Yoklama:


Kim ne demiş?

tomurcuk on Manzara
Sevgi on Manzara
Mine on Manzara
Sevgi on Kırmızı ve Gri
tomurcuk on İstanbul

Peynir ekmek gibi gidenler

Ara

Blogroll

Enteresan

Müptelasıyım

Eskiler

Kategoriler

how to add a hit counter to a website

Blog Stats

Sakız ağacı tomurcuğu

Bahar