Güzel

Ağustos 7 , 2009

Ayak çok güzel bir parçamız değil, en azından ben öyle düşünüyorum. Ama işte affınıza sığınarak tatil denen halden ne anladığımın en doğru ifadesi budur. Öyle uzun uzadıya olması gerekmiyor, zaten uzunu benim canımı sıkıyor, ama aslolan sessizlik ve mavi huzur.
DSC_0102

Bu yazı Hıncal Uluçvari ”bi yere gittik, şöyle büyülüydü, böyle cennetti” yazısı maalesef. Hemen akabinde de denge olsun diye Engin Ardıçvari bi ”eşeğiz biz adam olmayız” yazısı gelecek. Yani okurken zannetmeyiniz ki geçen haftayı birer sevgi kelebeği olarak geçirdik.

Gelelim güzellere. Ankara’dan Eskişehir’e uzanan yol güzeldi, bozkırda uzanan incecik yol bana trenle yaptığım İstanbul-Ankara seyahatlerini anımsattı. Tren Bozhöyük’e kadar kıvrıla kıvrıla derin ve yemyeşil vadilerden geçer, Bozhöyük’ü geçende başka bir ülkede bulursunuz kendinizi. O ana kadar kendini tutmuş olan tren bi anda o sarı bozkırın ortasına deli gibi atılır. Hey gidi günler!

Bozhöyük-Bilecik yolları tek şerit de olsa güzeldi, dağların arasından. Uzaktan Uludağ’ı görmek güzeldi. Edremit’i geçince sol yanda beliriveren Ege de pek güzeldi. Sonra bir süre güzel bişeyler göremedik. Ta ki, Küçükkuyu bitip yol tekrar dağa sarmaya başlayana kadar. O zaman sağa Yeşilyurt veya eski adıyla Büyük Çetmi köyüne yol ayrılıyor. Bu dağ köyü Rum taş evleriyle dolu, şirin bi yer. Dar ve taşlı yoldan daha da yukarı vurunca bence o bölgenin en güzel oteli olan Öngen Otel’e vardık.

DSC_0036

Otelden manzara. Karşı yaka Ayvalık, aşağısı Yeşilyurt köyü.

DSC_0085

Akşam yemeğinden önce.

DSC_0065

Oteli inşa eden Mehmet Öngen’le tanışmadık ancak araştırdığım kadarıyla doğayla uyumlu turizmcilik konusunda kafa yoran biri. Bu otelin planı da bir labirent gibi, merdivenlerle bağlanmış yekpare olmayan bir bina öngörüyor. Bu şekilde hiç ağaç kesmeden yapmışlar binayı.

DSC_0046

Yeşilyurt köyü bu örnekten hareketle taş evleri pansiyona dönüştürmüş girişimcilerle dolu. Ama gözünüzü rahatsız eden bir çirkinlik, bozulma yok. Akşamları bu köyde herkes kapısının önünde oturuyor. Yaşlı teyzeler örgü örüyorlar, amcalar zeytin ve zeytinyağı satıyorlar.

DSC_0061

Her gelen önce oteli keşfe çıkıyor. Neredeyse fotoğraf çekmeyecektim, çekerken bişey ekleyemiyorsunuz, her yer doğal resimler sunuyor size.

Otel odalarında ne televizyon var ne de telefon. Tam kafa dinleme yeri. Kitabınızı alıp 1-2 gün kalmak için ideal. Akşam yemekleri ve sabah kahvaltıları fiyata dahil. Ucuz değil ama herhalde çok ucuz olsa böyle güzel bir bahçe ve temiz bir otel mümkün olmazdı. Şahsi fikrim 3 gün burada kalmanın 1 hafta daha ortalama bi yerde kalmaktan evla olduğu yönünde. Özellikle güneş batarken akşam yemeğine oturduğunuzda otelde beslenen beyaz güvercinler üstünüzden uçup yanıbaşınızdaki havuzdan su içmeye geldiklerinde, kulaklarınızda da hafif bir Fransız şarkısı varken bana hak vereceksiniz, ama hak verilmeyi napiim dua edin siz bana en iyisi.

Otelin iyi yanı sahilde, Asos yolunda kendine ait bir plajı olması. Bence oraların en nezih plajıydı. Otelde kalınca giriş ücretsiz. Gelenler de genelde aileler. Özellikle sabah erken saatte gidince kimsecikler yok.
DSC_0279

DSC_0285

Biz genelde sabahları denize girip akşamları çevreyi gezdik. Ne yazık ki, bu gezmelerden güzel kategorisine girecek pek az şey çıktı. Zeus Altarı denen tepeden manzara güzel. Adatepe köyünde fotoğraf çekmek, Sanat Evi’nde eski yöntemler kullanılarak elde edilen zeytinyağını tatmak da güzel. Hatta Zeytinyağı Müzesi ve Tahtakuşlar köyündeki Türkiye’nin ilk özel etnoğrafya müzesini gezmek de çok etkileyiciydi. Ama bunların dışında Biga yarımadası bizde genel bir hayalkırıklığı yarattı. Doğası ve insanlarıyla değil de oralara eklemlenen ”canlı” türleriyle. Bir de elimizdekine yeterince kıymet verememiz, herşeyi ve her yeri bir piknik ve mangal vesilesi haline getirmemiz üzücüydü.

Dönüşte Truva, Çanakkale, Gelibolu yarımadasına da uğradık. Oralarda da çok güzel anlar yaşadık, ama hepsi ayrı birer yazı konusu. Bu güzel oteli, medeni sahiplerini, bana armağan ettikleri, gözümüzü kapadığımızda görebildiğimiz o rüzgarlı, tatlı akşamları büyük bu mutlulukla anıyoruz. Darısı başınıza.

Entry Filed under: Fotoğraf, Uncategorized. .

1 Comment Add your own

  • 1. Sevgi  |  Ağustos 8 , 2009 at 6:25 pm

    Gecmis senelere oranla tatil yapmis sayilsam da herhalde cabuk tuketmis olmaliyim ki hayattan caldigim o bir kac gunu izlenimlerini okurken pek bir gidesim geldi benim de.Tam da benim istedigim tarzda bir yere benziyor aslinda sizin sectiginiz yer,ama gorunur gelecekte mumkun degil gibi…
    Insallah senin sarjin daha uzun sure dayanir.Uzun bir calisma yili bekliyoruz hepimizi zira…

Leave a Comment

hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Anketler

HSG'yi anlat diyenler, bakınız SIR başlıklı yazı.

Yeni komşu konusunda çoğunluk öyle ya da böyle tanışmak lazım diyor, mümkünse börekle

Yüzde 42'niz zannedersem çalışan anne olmaktan muzdarip olup yurtdışındaki gibi esnek çalışma saatleri olsun istemiş. Yüzde 38 halk kütüphanelerine imrenmiş. Yüzde 4 kitap, oyun, yemek kulüpleri burada da olsa demişler, ee kurun kendi aranızda, laf! Yüzde 17 başka şeylere özlem duymuş: netflix gibi, özgüven ve saygı gibi -ki onları bireysel olarak tesis mümkün değil. Bir de bir kişi hiçbişey istemem, memleketim, memleketim demiş. Ne güzel mutlu bi insan kendisi.

Yeni Yoklama:


Kim ne demiş?

dagkecisi on Kurban
Sevgi on Kurban
Anonymous on Kurban
gunesligunler on Sürfile
tomurcuk on Sürfile

Peynir ekmek gibi gidenler

Ara

Blogroll

Enteresan

Müptelasıyım

Eskiler

Kategoriler

how to add a hit counter to a website

Blog Stats

Sakız ağacı tomurcuğu

Bahar