Sosyete

Mayıs 27 , 2009

Çok mutluyum, çoook. Özüme döndüm, pazara gittim :) Daha önce de bi yazıda belirttiğim gibi konu alışverişe gelince kadınlar toplayıcı, erkekler avcı. Biz ellemeyi, seçmeyi, ayırmayı, ölçmeyi, fermuarları açıp kapamayı, bırakıp gitmeyi, sonra dönüp almayı seviyoruz. Ama çok seviyoruz öyle böyle değil. 5 liraya çok güzel bi tişört bulursak veya 3 tanesi 1 liraya çorap zevkten dört köşe, salon salomanje oluyoruz. Bu kesinlikle özümüze döndüğümüz için duyduğumuz, genlerimize işlemiş bi mutluluk. Böğürtlen toplayan mağara kadınının mutluluğundan çok da farklı değil.

Ben İstanbul pazarlarında büyüdüm. Tabii onların şahı Salı pazarıydı, artık taşındı. O bir ritüeldi bizim için. Salı sabahı erkenden kalkılır, dolmuşla Kadıköy’e gidilir. Klan klan yollara düşmüş kadınların arasından Altıyol’a çıkılır. Sonra yokuştan pazara girilir, sağlı sollu dükkanların arasından. Simitçiler, sucular, tokacılar… O Salı pazarı bana devasa görünürdü, asla yönümü bulamazdım, annemse pusula gibiydi. Şurada nevresimciler var, şurada kumaşçılar, çantacılar, ayakkabıcılar. Sıkı sıkı tutunur herkes para çantasına. Bazen kadınlar yol vermez, tezgaha yaklaşamazsın. Biraz çekilir misiniz pardon! Kadınlar seçer ayırır, birbirine fikir sorar, oracıkta üstlerine geçirirler kıyafetleri. Gel vatandaş gel, bi alan pişman bi de almayan! Pazarcılar şov yapar, atışırlar, bazen öyle maniler uydururlar ki gülmekten kırılırsınız. Pek muhafazakar halkımız bu pazarcılardan don da alır, sütyen de. Kocasının kilosuna göre hangi pantalonu alacağını sorar. Kırk yıllık esnaf, hep aynı yerde: Abla olmazsa haftaya getir değiştirelim. Herkes abla, yenge, bacı. Kurbağalı derenin karşısına geçerseniz asortik mallar bulursunuz. Derenin bir adı da boklu dere, fokur fokur kaynar, millet burnunu tutarak karşı tarafa geçer uyduruk bi köprüden. Ya düşsek diye konuşuruz bazen.

Ankara… Ankara pazara karşı, pazara yabancı. Adından belli: Sosyete Pazarı. Halbuki satılanlar Salı pazarının ayarında bile değil. İstanbul’un eskiden bi sosyete pazarı vardı, Ulus pazarı. Sosyeteydi, çünkü pazar olmasına rağmen elbiseler 100 liraydı. Pazara Fransız Ankaraysa bu adı takmış tüm giysi pazarlarına. Bu da yetmiyor, sürekli bu pazarları yasaklamaya çalışıyorlar. Esnaf istemiyormuş. Ne saçma! Pazardan aldığım tişörtü orada, o fiyata gördüm de aldım, aklımda yoktu. Mesela güneş gözlüğü almam pazardan. Yani dükkandan alacağım şeyi pazarda var diye almıyor değilim. Pazarlar kalkarsa ekonomiye iyi değil kötü etkisi olur bu yüzden. Ama Ankara hep böyleydi. Ben buarada öğrenciyken de giysi pazarı olmaması sinirimi bozardı. Kızılay’da pazar tipi dükkanlar vardı, ama malları 15. kalite. Hatta sırf Salı pazarına gidenler vardı Ankara’dan. İşte bu Ankara memur mantalitesi. Rekabetten korku…

Tüm bunları bana düşündüren Ümitköy’ü geçince sağda Dekocity AVM’nin alt katında kurulan Çarşamba pazarı. Pazar 10 gibi tam olarak kuruluyor, daha erken gitmek mantıksız. Konutkent ve Çayyolu ana caddelerinden üzerinde Sosyete Pazarı yazısı olan bedava servisler geçiyor. Aynı servisler saat başı geri de götürüyorlar. Pazar kapalı alanda kurulu olduğundan iyi organize edilmiş, klima da var. Ohh. Şimdi oturup belediyeye bu pazarları kaldırmamaları için yazı yazacağım. Sosyetik sosyetik.

Entry Filed under: Uncategorized. .

2 Comments Add your own

  • 1. Aysema  |  Temmuz 20 , 2009 at 5:43 am

    Harika…

  • 2. tomurcuk  |  Temmuz 20 , 2009 at 8:57 am

    Ayy o sizin harikalığınız. Bu yazının tıklanma sayısı da tezimi kanıtlıyor, kadınlar pazarları çoook seviyor.

Leave a Comment

hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Anketler

HSG'yi anlat diyenler, bakınız SIR başlıklı yazı.

Yeni komşu konusunda çoğunluk öyle ya da böyle tanışmak lazım diyor, mümkünse börekle

Yüzde 42'niz zannedersem çalışan anne olmaktan muzdarip olup yurtdışındaki gibi esnek çalışma saatleri olsun istemiş. Yüzde 38 halk kütüphanelerine imrenmiş. Yüzde 4 kitap, oyun, yemek kulüpleri burada da olsa demişler, ee kurun kendi aranızda, laf! Yüzde 17 başka şeylere özlem duymuş: netflix gibi, özgüven ve saygı gibi -ki onları bireysel olarak tesis mümkün değil. Bir de bir kişi hiçbişey istemem, memleketim, memleketim demiş. Ne güzel mutlu bi insan kendisi.

Yeni Yoklama:


Kim ne demiş?

dagkecisi on Kurban
Sevgi on Kurban
Anonymous on Kurban
gunesligunler on Sürfile
tomurcuk on Sürfile

Peynir ekmek gibi gidenler

Ara

Blogroll

Enteresan

Müptelasıyım

Eskiler

Kategoriler

how to add a hit counter to a website

Blog Stats

Sakız ağacı tomurcuğu

Bahar