Archive for Ekim, 2008

Günah keçisi

Gazetelerde IMF ile yapılması olası anlaşmayla ilgili sağlı sollu demeçleri görünce kendimi tutamadım. Alınız yeni başlayanlar için anlaşma öncesi demeçlerin güzergahı:

1) Bizim ekonomimiz sağlam, IMF’ye ihtiyacımız yok: Ekonomi sağlam olsa ne yazar, birbirine görünmez küreselleşme bağlarıyla bağlanmış piyasalar likidite sıkıntısı çekerken, yabancı yatırımcı tabii ki kaçacak Türkiye’den. Kabul etmiyoruz, ama IMF’yle gizli pazarlık halindeyiz.

2) IMF bize laga luga yapmasın, bizi köşeye sıkıştırmasın, esnek anlaşma istiyoruz: Bu mesaj IMF alerjisi olan orta ve dar gelirli vatandaşa delikanlılık raconu kesmek oluyor. Bir de tabii halen pazarlıkta olunan IMF’ye sana mecbur değilim, koşulları esnet mesajı.

3) IMF çıpası piyasalara güven verebilir: Anlaşma imzalayacağız ama ihtiyati, para çekmeyeceğiz, koşul sallamayacağız. Yani güveniliriz imajı için anlaçma imzalıyoruz.

Anlaşmadan sonra:

4) IMF koşulları yüzünden harcamaları kısmak, büyüme hedefini küçültmek ve vergileri arttırmak zorundayız: Size zam mam yok, kemerlerinizi sıkın ama sakın bizi suçlamayın. Suç IMF’de. Onlar diretmese biz caart diye yüzde onluk büyüme hedefini koyar ve oraya ulaşırdık. Para saçardık, maaşlar artardı, kaçan sıcak paranın yerine vergilerle gerçek para koymazdık, basardık noolcak, matbaa bizde. Yani vallahi biz yapmadık örtmenim.

5) Muhalefet: IMF’ye boyun eğdiler, Batı uşakları, kapitalistler, sömürülüyoruz vs vs vs. Biz başa gelsek biz de kuyruğumuzu kıstırıp IMF’ye gidecektik ama başta değiliz o yüzden veryansın edebiliyoruz. Nasılsa siz napacaktınız, nerden para bulacaktınız, güvence bulacaktınız diyen yok.

6) Artık IMF politikalarını askıya alıyoruz, zam da yapıcaz, vergi de indiricez: Seçimler geliyor, IMF’ye başkaldırma vaktidir. Gene delikanlı pozisyonuna dönelim.

 

Burada iktidar ve muhalefet için sağ ve sol partileri değişmeli kullanabilirsiniz, hiç farkmaz. Hele bizimki gibi sağın solun karıştığı, alt gelir gruplarının hem sağda hem solda görüldüğü ülkelerde hiç farkmaz bu reaksiyonlar. Demem odur ki, IMF’nin de çok iyi bildiği bir oyundur bu, başta kim olsa oynanır. İşin doğrusu sistemde güven sağlayacak, son dakikada size borç verecek başka uluslararası kuruluş yok. Yani o anlaşma imzalanacak, o koşulların bi kısmı da zaten bizim mecbur uygulamak zorunda olduğumuz politikalar (bi kısmı acılı ve tartışmaya açık, mesela ticari açıklık tamam da finansal sistemde dışa tamamen açık olmak konusunda çekincelerim var). Ama seçmen için de bu oyun, bu repliklerle illaki oynanacak.

Buraya kadarı tüm partiler için geçerli. Ama şu anki hükümet bi konuda hata yaptı. Bu kriz, dış kaynaklı. Yani hükümetin suçu değil. Ama onlar suçlu gibi savunmaya geçtiler, inkar ettiler, dahası krizi kendilerine komplo saydılar. Bu tutarsız ve aşırı reaksiyon piyasalardaki güveni iyice sarstı. Oysa verilecek mesaj çok basitti: Krizi yakından takip ediyoruz, günümüzdeki entegre olmuş sistemde biz de etkileneceğiz ama bu etkinin en aza indirgenmesi için dünya ülkeleriyle, uluslararası finans kuruluşlarıyla işbirliğine gideceğiz. Müsterih olunuz. Bkz. Obama reaksiyonu.

Add comment Ekim 31 , 2008

Kabak

Şu Amerikalılar kabakları oyup dolma yapmazlar, tatlı kabağın tatlısının tadını bilmezler, ancak her 31 Ekim yaklaşırken tutuşmuş bi kapitalist tüketici ruhuyla her yeri kabaklarla donatırlar! Tatlı kabaklardan türlü türlü oyulup suratlar yapılır, bilimum çeşit su ve süs kabakları kurutulup kapılara asılır, masalara konur. Böylesi dindar/dinci bi ülkede kapitalizmin bu uyutma başarısını alkışlamak lazım. Eve of Hollows yani Ruhlar Gecesi demek olan Halloween Amerika’nın ekonomi çarklarını döndüren sürekli tüketim treninin Ekim durağı, aynı zamanda feci halde Kuzey Avrupa kökenli bi pagan adeti. Gidin wikiden okuyun, gugıllayın. Ayrıntılar parçalı bulutlu olsa da ürün hasadına dadanan kötü ruhlara hediyeler verilen, onları korkutmak için cadı, canavar, ruh, şeytan kılıklarına girilen gece. 

Tabii ne var bunda diyebilirsiniz. Sonuçta çoğu zaman sıradan diye baktığımız adetler, hatta bazen dini sandığımız şeyler pagan kökenli (bkz. tahtaya vurmalar, çok yaşalar, nazar boncukları). Bu adetlerin varlığı beni hiçbi zaman rahatsız etmemiştir, hatta bizden önceki jenerasyonların zihninden ve elinden geçen, halkın elinde kollektif bi biçimde dönüşen, görünmez bi dağarcık ırmağı gibi beynimize akan bu gelenekleri seviyorum. Çok ciddiye alınmadıkları sürece onlarsız, kuru kuru yaşayan insanlar beni hüzünlendiriyor. Sonuçta dnamızdan başka kökenimizin ipuçları bir bu gelenekler, bir de dilimiz. Bunlar öyle ortak bi dil ki, insanlık tarihinde ruhlar gecesi, gulyabaniler, tahtaya vurmalar bir versiyonlarıyla her kültürde var. O kadar içimize işlemişler ki, elimiz veya dilimiz bu hareketlere giderken düşünmüyoruz bile. Bu sebeple anti-halloweenci ve dahi anti-christmascı Amerikan dincilerine açıklayamadığım bi nedenden gıcık oluyorum. Sanki Amerikan toplumunun ortak hafızasından ortak bi anıyı çalmaya çalışıyorlar. 

Dikkatinizi çekiştirmek istediğim iki nokta var sadece. Biri harcamaların ve hazırlıkların abartılmış doğası. Her yeni bayram veya tatil Amerika’da öyle büyük hazırlıklarla bekleniyor ki, hiçbirine iştirak etmesem de bende bile ardından bir boşluk oluşuyor. Boşuna değil en çok intiharın christmas sonrası görülmesi.  İkinci noktaysa kapitalist sistemin insan uyutmadaki başarısı. Bunu sarkazmdan uzak, ciddi bi hayranlıkla söylüyorum. Kapitalist sistem gerçekten insan doğasını anlıyor ve onu kullanarak ilerliyor. Kimse yahu neden çocuklarımı abuk sabuk giydirip elalemin kapısına gönderiyorum, neden onları şeker komasına sokuyorum, neden yılda bi hafta kullanacağım kabaklı örtüler, tabaklar, bardaklar, süsler, hayaletli dekorasyonlar için bissürü para ve zaman harcıyordum diye sormuyor. Kapitalizmin tek yumuşak karnı sanırım bu işte çok iyi olması. Ekonomi tükendi ama bu adamlardaki tüketme hırsı tükenmedi (mi acaba?).

Gelelim Türkiye’de Halloween veya Christmas kutlamaya kalkışan, Christmas’ı yılbaşıyla birleştiren, ikisi arasındaki gerçel ve mana farklarını bilmeyen, evine ağaç falan alan bi kısım kendini bilmez, özenti, buldumcuk olmuş yenikapitalist zümreye… Derin bi nefes alalım. Hazır mısınız? Davul olun inşallah. Yok daha sayardım ama wordpress benim yüzümden kapansın istemiyorum. Alın kostümlerinizi çocuklarınıza doğumgünlerinde giydirin, misal benimkiler Darth Vader ve Prenses Lea olacaklar. Beni sinirlendirmeyin.

Add comment Ekim 31 , 2008

Kasım

Gene yılın o haftasına geldik, memleketle aramızdaki saat farkının bir saat azaldığı, sanal olarak yakınlaştığımız o haftaya. Her ne kadar zaman bizim uydurduğumuz bir düzende ilerlese de, bu hafta sanki eve daha yakınmışız gibi geliyor bana. 

Gene o haftadayız, sonbaharın reddedilemez bi şekilde bittiği, karanlıkların, yağmur ve acı rüzgarla üzerimize çöktüğü. Her ne kadar inkar etsek de paltolar hurçlardan çıktı bi kere. Toprak soğudu, soğuk ama ama ama güneşli günler avuntu oldu.

Gene o haftadayız, hatta aynı satırda. Bir hafta sonra dünyanın kaderini değiştirmesi muhtemel, ama dünyanın üzerinde hiçbir söz hakkı iddia edemediği sandıklar çıkacak ortaya. Gene yorumcular son hız yorumlar yapacaklar CNN’de. Gene Amerikan haritası boydan boya mavi ve kırmızıya boyanacak. 

Gene o gündeyim. Ertesinde herşeyin daha düzenli, daha dakik, daha akışkan olacağı, herşeyi değiştirecek, değiştirmesi beklenecek günde. 

Ama bişeyler farklı. İhtimal Amerika’daki yerleşik son kışım bu. İhtimal Amerika ilk siyah başkanını seçecek, tüm şüpheciliğime ve realpolitik saplantıma rağmen nutuklarıyla beni bile heyecanlandıran birini. Yarın herşey farklı olmasa da ufukta çıkış kapısı göründüğünden düzensiz ve paldır küldür de olsa herşey değişecek. İhtimal bu kara kış, orta ve dar gelirli aileler için, özellikle bizimki gibi ülkelerde her kıştan soğuk ve kasvetli geçecek. Zaman sarmallar halinde dönüp duracak, ilerlemek yerine.

Add comment Ekim 27 , 2008

Çekirdek

İnançlı olup olmasanız da farketmiş olabilirsiniz, bazen herşey o kadar yerli yerine oturur, tüm parçalar yapbozda öyle güzel yerlerini bulurlar ki şaşar kalırsınız. Ben de böyle dua kanallarının ardına kadar açık olduğu bir anda anne-babamı Amerika’ya getirmeyi diledim sanırım. Uzun yıllardır burada olmama rağmen hiç denk düşmemişti bugüne kadar, bir de hiç yurtdışı deneyimleri olmadığından çekiniyorlardı. İstedim ki, onları alıp ben getireyim. Neyse ki dileğim gerçekleşti.

Bunun sonucu olarak çekirdek aile pozisyonundayız bir haftadır. İlişkimizin yapısı da değişti sanki biraz. Onların gözünde birden büyüdüm ben. Tek göz evim, külüstür arabam ve uzzzun uçak ve otobüs yolculuklarını kotaracak sabrım olduğunu görünce anladılar galiba artık bebekleri olmadığımı. Onlar da biraz yaş verdiler burada. Hatta hafiften 3-4 yaşlarındaki bu-neci bebelere döndüler (!). Hiç şikayetim yok, ben yaşaldım onlar verdi, bir nevi eşitlendik. Hasan Bülent Kahraman yazmıştı galiba, bir vakit geliyor insan babasıyla arkadaş oluyor diye. Biz de biraz arkadaş olduk. Çocuk olarak göremediğim yanlarını gördüm onların. Ne tuhaf bir evrim bu. Çocukken ana-baba herşeyi bilendir gözünüzde, sonra isyan edilecek hiç bişeyi anlamayan hız kesici tümsekler, sonra da şanslıysanız arkadaş, sırdaş, normal-zaafiyetli-güzel insanlar. 

Onlar sayesinde ben de Amerika’nın özleyeceğim yanlarını keşfettim. Onlara değişik gelen, benimse alıştığım o kadar çok şey var ki. Hava temiz, etraf yeşil, sincaplar hophop her yerde, trafik düzenli, insanlar kibar (yani yüzeysel merhaba-nasılsın ekseninde kibarlar)… Yine onlar sayesinde hemen herşeyin Türkiye’ye ulaştığını, buradaki birçok şeyin pahalı olduğunu öğrendim. En çok da çekirdek ailem ve kendim hakkında öğrendiklerimi kazanç olarak görüyorum. Bizimkiler soğan çorbası sevmiyorlarmış. Farklı etnik yemekleri tatmadılar bile. Annem ormanın derinliklerine girilen doğa yürüyüşlerini sevmiyor, babam kendi yastığını arıyor. Ben… Ben iyi bir yol arkadaşıymışım, plan yapmayı accayip seviyormuşum, yürü yürü ayaklarım patlasa bile sesim çıkmıyormuş ama uykusuzlukla beraber içimdeki Mr. Hyde uyanıyormuş. Her koşulda uyuyabilirmişim, beklemeye sinir olurmuşum, inadım inatmış. 

Pazar günü çekirdekler yurda dönüyor. Ben yine tezimle başbaşa kalıyorum. İnşallah artık sayılıdır bu günler, inşallah şu anda da dua kapıları açıktır ardına kadar.

2 comments Ekim 22 , 2008

Değişiklikler

1) Sigarasız iç mekanlar! Ohhh be!

2) Artan ve fecileşen trafik.

3) Artan yabancı restoran zincirleri: Burada sıradan bi kafeyken, Türkiye’de bulunmaz hint kumaşı kılığına giren, kazıkçı Gloria Jeansler; Papa Johnslar, Dominoslar vs. vs.

4) Gittikçe göze çarpan sınıfsal ve ideolojik ayrışma. Üzücü olsa da en azından konuşulmayanlar konuşuluyor artık.

5) Artan şişmanlık.

6) Artan sarışın olma ve dip boya yapmama inadı. Şekerler diyelim sarı saç-kara kaş olmakta direniyosunuz, bari marketten peroksit alın azıcık, saçınızın ayrım yerine sürüp 2-5dk bekleyin de tüm saçınız aynı yapay sarışınlıkta olsun.

7) Laptop sayısındaki ve görünürlüğündeki artış.

8) Krizin reel ekonomiyi vurması sonucu çok gezen, az alışveriş yapan ahali.

9) Hadise diye bi kız çıkmış olması.

10) Artan, çeşitlenen ve endüstrileşme yolundaki Türk sineması. Artık her Türk filmi haber olmuyor mesela. Vizyonda 2-3 tane bulmak olası. Enteli de var, korkusu da, komedisi, korkunç kötülükte olanı da. Yani her zevke hitap ediliyor.

Add comment Ekim 17 , 2008

Memleket

Kısa bi süre için ara verdiğimiz yayınımıza geri döndük, ey kim olduğunu bilmediğim okur! İlk defa iş seyahati diyebileceğim bir nedenden memleketteydim. Memleket: Anadolu, İstanbul, ve dahi Ankara, keşmekeş trafik, anne dolması, anneanne bağrı, sevgili eli, Asya’dan Avrupa’ya bi kısrak başı gibi uzanmış, uzanmakla yetinmiş, şahsına münhasır toprak parçası, Nazım Hikmet memleket, memleket Nazım Hikmet, ne onunla ne onsuz ama en çok da onsuz yapılamayan, hırçın, yalnız, karman çorman, hep koşan, hep düşen, hep kanayan, hep dirilen, dikdörtgenimsi yer, ben gibi insanların diyarı. 

Uzaktan romantize edilen bi yer memleket. Yakınına gidince yüzündeki derin çizgileri farkettiğiniz, başınızı çevirdiğniz geçkince ve güzel kadın. Hep denir ki, ona dönünce, hele bi de alışınca insan Amerika’yı özler. İnsanın özlemediği bi geçmiş kırıntısı var mı acaba? Ben o kadar uzun zamandır özlem, hasretlik ve gurbet kavramlarıyla yoğruldum ki, önce Ankara sonra Amerikanya, artık benim için ülke, sıla, ev insanlardan oluşuyor. Benim ülkem insanlarım. Burada artık bi tane bile kalmadığından o insanlarım dediğim kimselerden burayı da öyle yana tutuşa özleyecek değilim. 

Ankara’da akşam trafiği. Şehrin merkezinden uzaklara gitmem gerek. Yine yeni yeniden açılmış bir alışveriş mabedine mum dikmek gerekiyor. Hava da ayaz, egzos dumanı keskin. Bekle bekle kırmızı Kızılay-Ulus otobüsleri geçiyor ancak. Benimle bekleyen ve üzerinden Ankara akan adama soruyorum otobüsün gelip gelmeyeceğini. On dakikaya gelir diyor, ama diye başlayıp uzun uzun 161 ve 162′nin farklarını açıklıyor. En sonunda ufukta, araba deryasında beliriyor otobüs. İhtimal gündelikten dönen bi teyzenin yanına ilişiyorum. Havanın soğuklarından aynı annem gibi, teyzem gibi, ülkem kadınları gibi girip Ankara’nın değişen çehresinden çıkıyorum. Kadın bana ineceğim durağı tarif ediyor, AVMler pıtrak gibi çoğalıyor ama o, bu yeni açılana gitmemiş, gidememiş belli. Şoförün de yardımlarıyla durağıma, AVM’ye kavuşuyorum. Bunlar sıradan manzaralar memlekette, ama işte beni gülümsetiyorlar. Dilden mi, kan çekmesinden mi, az uyaranla yaşadığımdan mı burada, bilemiyorum.

Şimdi bu seyahat geride kaldı. Ürünleri neler olacak daha belli değil. Biri hariç. Ben dönüyorum, dönmekle de çok iyi ediyorum.

Add comment Ekim 17 , 2008

Şirinlik Muskası

Evet, tam manasıyla Palin’i karşılayan söz grubu budur sevgili okuyucu, kendisi bir adet şirinlik muskası. 3 yaşında olsa masanın üstüne çıkarılıp oynattırılacak derecede hem de. Ancak hatun kişi kazık kadar olmuşken böyle şirinelikler, ekrana göz kırpmalar (vallahi hem de bi kere değil), “darn ya”lar insana batıyor, banaysa daha neler neler yapmıyor. Dün gece eziyet haline geleceğini bile bile oturdum tartışma izledim, saçımı başımı yoldum, kafamı duvarlara vurdum. Hepsi Palin’den kaynaklanmıyor, Biden da nane nane konuştu arada. Bi yandan da canlı bloglama yapan akademisyenlere göz attım, aynı konulara köpürmemiz tepkimin Amerika’ya gıcık yabancı kimliğimden kaynaklanmadığını gösterdi bana. Alınız özetin özeti:

1) İki aday da bizim halk arasında Demirel becerisi dediğimiz, çok şey söyleyip bişey söylememe, sorulara yanıt vermeme sanatını başarıyla icra etti. Özellikle bu beceride bir ay içinde uzmanlaşan Palin’i kutluyorum.

2) İki aday da İsrail’i o kadar çok, o kadar çok seviyolar ki! Can ciğer kuzu sarması kıvamındalar. Vallahi duydum I love Israel dedi adamlar, Allah mesut etsin.

3) Palin, Bush’un salak telaffuzlarını benimsemiş. Nükliır yerine nüküır, Iran yerine Ayren, Irak yerine Ayrek. İçimdeki uluslararası ilişkilerci için bunlar tırnakların kara tahtaya sürtünmesi hissi uyandırıyor (fena oldunuz di mi, işte okuyucuya böyle empati kurdururum).

4) Palin’in favori konusu enerji. Nerdeyse eşcinsel evlilik sorusuna bile Alaska ve enerji politikalarıyla cevap verecekti. Geleceğin siyasetçilerine ders: sorulan zor sorulara kendi sevdiğiniz ve konuyla alakasız bi temayla cevap verebilirsiniz.

5) Biden’ın mesajı: Bu McCaın Bush’un devamı, seçmeyin bunları, 1932′den beri kullandığınız en önemli oy (kim o zaman 18 yaşındaydı da oy kullandı ve şimdi tekrar kullanacak?). Palin’in mesajı: McCain ve ben kendi partimizin içindeki asi çocuklarız, vergilerinizi de indiricez, Obama da zaten sevmiyo Amerika’yı.

6) Palin ekonomiyle ilgili konularda popülist bi söylem tutturarrak çok puan topladı. Ama sorular dış politika ve Irak’a gelince gümledi.

7) Sıradan Amerikalıyla temas şu sözlerle sağlandı:

Biden: Ben Home Depot’dan (Praktiker tarzı bi mağaza) çıkmam, ayın sonunun nasıl zor geldiğini de bilirim, erkeğim diye tek başına çocuk yetiştirmenin ne olduğunu bilmiyor muyum yani? snıf snıf (sanırım kendisi eşini bi kazada kaybetmiş)

Palin: Ben de sizin gibi çok çocuklu bi hokey annesiyim (Amerikan dilinde bi tabir hockey mom, çocuklarını spor atremanlarına taşıyan, evhanımı anne), mutfak masasında yapılan hesapları bilirim, Wasilla’nın ruhunu Washington’a taşıyacağım (Wasilla, Alaska’daki kendi kenti).

8) Birisi eline makası alıp Palin’in kahküllerini biraz kırpsa çok makbule geçecek, gözlerine girdi.

9) Palin direkt kameraya yani bize baktı, Biden tartışma yöneticisine.

10) Tartışma yöneticisi abuk sabuk sorular sordu: en zayıf noktanız ne? Biden: işime tutkuyla bağlı olmam. Palin: ….

Bu tartışmaya belli bi fikirle gelenlerin fikirleri değişmedi bence. Kararsızlarsa kararlarını Obama ve McCain’i karşılaştırarark verecekler. Yani çok bi işe yaramadı, sadece tartışma sonrası Palin’e düzülen övgülerden beklentileri düşürmenin ne kadar iyi bi başarı taktiği olduğunu öğrendik. 

Böyle eleştiriler yaparak ayrımcı davranmış mı oluyorum? Sanmam. Ben asla kadın bi politikacının erkek gibi davranması gerektiğini düşünmüyorum. Tabii ki güzel giyinebilir, gülümseyebilir. Ama böyle cüreti birikiminden çok kadınların politikada yer alması bence geri kalanlarımızın üzerine bi etket vuruyor, şirine olmadan güç odaklarına kadınların gelemeyeceği fikrini besliyor.

Galiba en kötüsü de Palin gidecek gibi görünmüyor. Bu seçimi kaybetse bile 2012′de karşımıza Cumhuriyetçi Parti aday adayı olarak çıkacağı kesin. Off of.

1 comment Ekim 3 , 2008


Anketler

HSG'yi anlat diyenler, bakınız SIR başlıklı yazı.

Yeni komşu konusunda çoğunluk öyle ya da böyle tanışmak lazım diyor, mümkünse börekle

Yüzde 42'niz zannedersem çalışan anne olmaktan muzdarip olup yurtdışındaki gibi esnek çalışma saatleri olsun istemiş. Yüzde 38 halk kütüphanelerine imrenmiş. Yüzde 4 kitap, oyun, yemek kulüpleri burada da olsa demişler, ee kurun kendi aranızda, laf! Yüzde 17 başka şeylere özlem duymuş: netflix gibi, özgüven ve saygı gibi -ki onları bireysel olarak tesis mümkün değil. Bir de bir kişi hiçbişey istemem, memleketim, memleketim demiş. Ne güzel mutlu bi insan kendisi.

Yeni Yoklama:


Kim ne demiş?

dagkecisi on Kurban
Sevgi on Kurban
Anonymous on Kurban
gunesligunler on Sürfile
tomurcuk on Sürfile

Peynir ekmek gibi gidenler

Ara

Blogroll

Enteresan

Müptelasıyım

Eskiler

Kategoriler

how to add a hit counter to a website

Blog Stats

Sakız ağacı tomurcuğu

Bahar