Archive for Şubat, 2008
Söz-ler
Bugün akşam iki film ard arda yaptım kendime. Önce Wes Anderson’ın Darjeeling Limited’ini sonra da Sean Penn’in Into the Wild’ını izledim. Her iki filmden bazı sözler aklımda asılı kaldı. İlk filmde aynı yolculuğa sıkışmış üç kardeşten biri diğerlerine soruyor: sizce gerçek hayatta arkadaş olabilir miydik insan olarak? İkinci filmdeyse kitapkurdu ve salak kahramanımızın filmin sonuna doğru keşfettiği iki sözden biri şeyleri/nesneleri/varlıkları doğru adlarıyla bilmek üzerine (Call me by my true name!)… Diğer bulduğu gerçek -ki acı sonunu hazırlayan bizlerin içine işlenen bu gerçeğin onun genç yaşamındaki eksikliği- ise mutluluk sadece paylaşıldığında vardır.
İlk söz uzun zamandır düşündüğüm bişeye değiniyor. Hani bazen biriyle hayatlarınız çok kısa bi süre için ve çok kısıtlı nedenlerle kesişir. O kişiyle derinlikli hiç bişey paylaşmasanız da o insanı tanıyor gibi hissedersiniz kendinizi. Potansiyel vardır yani, derrrrin bi dostluk için. Sonra o insanla uzun vapurüzeri sohbetleri paylaşamadan, çay-kahve bahanelerinde saatler geçiremeden ayrılırsınız. Ağzınızda acı bi tat kalır. Bi yandan güzel bi insanın daha var olduğunu bilirsiniz, diğer yandan doğal seyrinde ilerleyemeyecek ve zora da gelemeyecek, dolayısıyla olamayacak bi dostluk karşısında derrin bi kayıp sızısı hissedersiniz. Bu durumun en feci versiyonu kardeşlerin işin içine dahil olduğu zamandır. Bi arkadaşım abisine hayrandı, entellektüel, kafa, eğlenceli bi adam abisi. Ama abisi sonuçta… Küçükken didişmelerde üstüne oturan kişi. İlişkileri sonsuza dek kardeş olmalarının kısıtlamasıyla sınırlı. Oysa ne iyi arkadaş olabilirdik derdi arkadaşım. Bazı bazı ben de aynı şeyi kardeşim için düşünüyorum. Bizim durumumuz biraz farklı. Ben evden çıktığımda onun deli zamanları daha yeni başlıyordu. Ondan sonra da misafir oyuncu olarak bulundum hayatında. Yavaş yavaş adam gibi bi adam olmasını izledim, uzaktan. Yufka yürekli, yumuşak bakışlı, dürüst, arkadaşlarına ve ailesine bağlı, süpper bi insan oldu. Ben hep uzaktaydım. Şimdi onunla gurur duyuyorum, ama içimde bi sızı… Gerçek hayatta, insan olarak arkadaş olabilirdik çünkü. Kardeş olmasak da. Accayip eğlenip, accayip muhabbetler edebilirdik. Bazen onun bana bakışlarında da aynı sızıyı görüyorum. Umarım artık o kadar uzakta olmadığım günler gelir, umarım dost olabiliriz, gerçek hayatta.
İkinci alıntıysa direkt bu blogun/güncenin adının nedenidir. Mitoloji ve dinler tarihinde şeylerin adını, doğru adını bilmek önemlidir. Güç kaynağıdır. Şeylerin gerçek adını bilen, doğru sözü doğru yerde söylemiş olur ve o yere/şeye hükmeder. Şairler, dervişler, meddahlar söz erbablarıdır. Kılıç sahipleri başka kılıçlardan çok sözlere hükmedenlerden korkarlar. Ben çok nadir anlatmak istediklerimin bütünlüğünü ifade eden bi söz söyleyebiliyorum. Kim bilir belki öyle kusursuz bi sözü hiç söylemedim, hiç de söyleyemeyeceğim. Ama işte o sözün peşindeyiz.
Add comment Şubat 28 , 2008
Devran
1971′de Deniz Gezmiş’e tutanaklara geçen ifadeniz 2008′de bi televizyon dizisinde okunacak dense o ne yanıt verirdi acaba? İronik bişey midir bu, tam bağımsız Türkiye isteyenlerin hikayesinin reyting soslu kapitalist düşlere meze olması? Yoksa balta dönmüş, sap dönmüş, gün gelmiş devran mı dönmüştür? Resmi tarihi 1950 yılına kadar anlatanlara, bu ülkenin gölge savaşlarda (proxy deriz camiada) harcanmış nesillerini inatla unutturmaya çalışanlara inat… Gençlik anlar mı ödenen o bedelleri? Kişisel ihtiyaçların kişisel ve de hemen, hiç bekletmeden doyurulmasına alışmış “bireyler” anlarlar mı, gerçekten idrak edebilirler mi bi dava için dövülmeyi, öldürülmeyi? Ben dizi yazarlarını tebrik etmek istiyorum. Milletimizin çok bayıldığı şekilde imkansız aşk hikayesiyle başlayıp oltaya gelen izleyiciye artık bi güzel 1950 sonrası tarih öğretiyorlar. Taraflıymış. Tararfsız tarih var mı? Tarihi kazananlar yazar derler, burada hikayesi anlatılanların kazanmadığı açık. Şu durumda tarih, kendini alıp başını öte yana çeviremediği acıları yazıyor. Bi keresinde bi arkadaşım, elinde Zülfü kasedi (bir tür ses kayıt cihazı, manyetik teyple çalışıyor, 20.yüzyılın ikinci yarısında kullanılırdı) neden bu solcular hep böyle damardan, güzel şarkılar yapıyorlar diye sordu gülümseyerek. Sustum, hala susuyorum.
Not: Bu hikayenin ana fikri, ana fikri-baba fikri, benim yaram daha çok kanadı değil!
Add comment Şubat 24 , 2008
Tahmin
Herkes harıl harıl seçim ve Oscar konuşuyor burada. Hatta Türk gazetelerinde, yabancı medyada çok yankı bulduğu söylenen askeri harekatın bile burada esamesi okunmuyor. Sanırım alt yazı olarak geçiyorlar hepsi o. Sonradan ben demiştim demek daha cazip gelse de ben şimdiden tahminlerimi sereyim ortaya. Politika mevzusunda Obama kopmuş geliyor sanki. Bu rüzgarlar çabuk değişse de sanırım Obama-Edwards seçimlerde McCain-Accayip Muhafazakar/Hıristiyan bi eküriye karşı yarışacak. O durumda da sanırım Obama alır yarışı. Ama herkes gibi zil takıp oynuyor değilim. Türkiye ve dünya açısından Hillary’nin daha iyi bi seçim olacağını düşünüyorum. Herkes Obama’nın düzenin (establishment diyolar) dışından olduğunu iddia ediyor. Ne zaman anlayacağız düzenin dışından adamı düzenin başına oynar hale getirmezler, yok öyle politik mucizeler. Obama’yı Kennedy’yle karşılaştırıyorlar. Tabii burada Kennedy’ı accayip yüceltme söz konusu. Halbuki o da bu düzenin parçasıydı, sülalesi politikanın içindendi, Küba’ya planladığı darbe girişimi başarısız olunca da rezil oldu zaten. Bir de bu ülkede zencilere verilen haklar ona mal ediliyor. Oysa belgeler gösteriyor ki, Kennedy son ana kadar federal hükümetin eyaletlerin yaptığı hak ihlallerine (dövme, öldürülme, asılma, taşlanma vs.) bulaşmasını istememiş. Ancak son kertede ve kardeşi Bob Kennedy’nin iteklemesiyle istemeye istemeye bu işe soyunmuş. Kennedy’nin tarihi rolünü inkar etmiyorum, ama o da bi politikacı işte. Ve her politikacı gibi düzenin parçası. Bi tek Katolik olmasıyla diğerlernden farklı. Obama da bana kalırsa sadece adıyla farklı diğerlerinden. Tabii bu noktada herkes Bush’tan iyidir, yani Bush bi mihenk noktası olamaz. Obama’nın babasının müslüman Kenyalı olmasına dikkat çekiliyor, farklı kültürlere yakın olacağı iddia ediliyor. Annesi ve babası akademisyen olan Obama, babasını hiç tanımamış. O üç yaşındayken babası gitmiş. Sonra 1 yıl annesi ve üvey babasıyla Malezya’da (sanırım) kalmış. Müslümanların gittiği bi yuvaya gitmiş. Bunların hepsi dört-beş yaşından önce oluyor. Sonunda kendisini anneannesi ve dedesi büyütmüş. Yani diğer başkan adayları kadar başka kültürlerle alakası var ancak. Yale’de okumuş, aynen Hillary gibi. Hukukçu, Hillary gibi. İki yıldır senatör… Fazla deneyimi yok, iyi bir hatip. Bana sanki Clinton’ın ilk dönem başkanlığı gibi olacak gibi geliyor. Clinton bugün pek bi tatlı hatırlanıyor olabilir, ama o da ilk döneminde pasif bir başkandı. Bosna sorununu uzun süre çözemedi, ilk terörist saldırı onun zamanında oldu Amerika’da ve bazı kaynaklara göre onun hükümeti yeterli önlemleri almadı. Korkarım, Obama seçilince benzer bir hayalkırıklığı yaşanacak. Zart diye çıkmaya kalkarsa Irak’tan işler iyice karışacak, pek bi demokrat olduğundan Ermeni tasarısı büyük ihtimal geçecek. Umarım ben yanılırım, ama ne zaman bu kadar büyük balonlar görsem politikada yakında patlayacağını düşünüyorum. Hillary’i de günahım kadar sevmiyorum aslında, ama bu Amerikanyalıların dediği gibi bildiğim şeytan bilmediğimden yeğdir.
Add comment Şubat 23 , 2008
Hazım
Amerika’yı pek matah bi şey sanan hemen herkesin dilindedir özgürlükleri, demokrasisi, ne de şirin bi sistemi olduğu. Bu ülkenin aslında laik maik olmadığı, ayrışma/yabancılaşma prensibi üzerine hayatlar kurularak farklı kültür ve dinlerin birarada ama apayrı yaşadığı konusuna bilahare giricem bodoslama. Bunun yan konusu müslümanların ne kaddar özgür olduklarına dair önerge de bi başka yazı konusu; ben sadece müslüman Amerikalılar iktidara oynasın o zaman görürüm, evlilik nasıl da iki hıristiyan arasında tanımlanır görün siz demek istiyorum şu an.
Bütün bu özelliklerine dil çıkartsam da şu ülkenin iktidardakilere küfretme özgürlüğünü seviyorum. Her akşam yorgun argın televiyon karşısında kah The Daily Show kah Colbert Report kah Back in Black kah Mayer denen o adamla Amerikalıların başlarındakilerle nasıl da maytap geçtiğini izliyorum. Büyük bi kıskançlıkla. Çünkü bizim başımızdaki şahsiyet bu adamların söylediklerinin binde birinde burnunuza davayı dayıyor. Diyebilirsiniz ki, bu ne cüret efendim, Batı’nın terbiyesizlikleri, ne lüzumu var böyle özgürlüğün. Var, vaaar, bakınız liste yaptım neden var:
1) Çünkü siz padişah değilsiniz. Evlerin ışıkları bir bir yanarken o ışıklardan sorumlu adamsınız. Bu işe soyunmuşsanız her türlü eleştiriyi de kaldırmaya mecbursunuz.
2) Belki kimsenin okumadığı yazı ve mizah ürünlerinin reklamını yapıyorsunuz. Stratejik olun, annenizin lafını hatırlayın, hiç cevap vermeyin (hoş genelde kız çocuklarına laf atma durumu için söyler bunu anneler).
3) Cool takılın biraz, hazımsızlığınızı göstermeyin. Oooo ne kadar demokratik, geniş, hoşgörülü adam desinler.
4) Örnek olun. Yukarıdaki gibi davranarak milletin tansiyonunu aşağı çekin. Siz biraz soğukkanlı olursanız, kornaya az basılır, az kahvehane kavgası çıkar, az sigara tüketilir, daha uzun yaşar milletiniz.
5) Söylemek kolaydır, yapmak zor. Yapmak kolaydır, olmak zor. Ben söyledim, şimdi söyledim bu lafı. İyi ahlaktan, demokrasiden, özgürlüklerden bahsetmeyin, yapın. Yapmakla kalmayın, olun.
6) Bi politikacı olarak kafanıza herşeyi takar, herşeye hınçlanırsanız, hasta olursunuz. Politikacı tanım olarak sinirleri alınmış, ebedi hınç duymayan, her an herkesle bağlaşıklık kurabilen nesnedir. Sizden öncekilerden feyz alın.
7) Baykmaz’dan Edibali’nin Osman Bey’e öğütlerini toz haline getirin, her sabah sıcak suyla aç karnına yutun.
Not: Bu başlıkların link olduğunun farkındasın di mi okuyucu?
Add comment Şubat 21 , 2008
Biz
Benim bu yazıya link vermekteki amacım katiyen bir gazetenin uyguladığı otosansüre dikkat çekmek değil. Bence burada daha önemli bi mesele var. Hep durun bir şu iş çözülsün, gerisine sonra bakarız havası var. Hayır, şimdi bakalım. Ataerkil düzende kadınların davasını bile sahiplenen erkeklere şimdi bakalım. Türban serbest olur da kızımı/karımı/kardeşimi üniversiteye/işe yollamak zorunda kalırım diye düşünen erkeklere şimdi bakalım. Türban serbest olunca ailesinden baskı yemesi muhtemel kız öğrencilerin durumuna şimdi bakalım. Türbanlı diye işe alınmadığı gibi türbansız diye de işe alınmayan kızlara (her iki alanda da var örneklerim) şimdi bakalım. Her gün muhafazakar evlerde yaşanan sürtüşmelere şimdi bakalım. Çünkü bence kadınlar -her tür açıklık aşamasında- erkeklere ve erkekçi kadınlara karşı verdikleri mücadeleden açıkça bahsetmedikçe ne bir kesimin gerileme korkusu azalır, ne özgürlükler kıyafetten öteye gider, ne de bu haralagürele somut bi amaca yönelik hale gelir.
Add comment Şubat 20 , 2008
E
Salı ve perşembeleri asistanı olduğum dersi dinlemeye gidiyorum sabahları. Bugün benim gibi bi asistan çıktı dinlemeye gitti dersi 1 buçuk sularında. Belki benim gibi kahvesini de aldı yanına, malum hava buz gibi. 2′ye 10 kala amfiye girdi, en öndeki yerini aldı. Birazdan belki diğer asistan çocuk da geldi. Sonra 200 kişilik amfi yavaş yavaş doldu. Saat 2′de ders başladı. Ders belki sıkıcıydı, belki ilginç. 3:15′te ders bitiyoodu. 3 civarı hocanın arkasındaki kapıdan siyahlar giymiş bi adam girdi, tek kelime etmedi. Silahını çekip önce hocayı vurdu, sonra da ön sıralarda oturan insanlara rastgele ateş etmeye başladı. Toplam beş kişi öldü, 22 kişi yaralandı. Asistan kardeş de öldü mü? Kurtuldu mu? Yaralı mı? Bu olaylar bizden 200 mil ötede oldu. Ama kim bilir, bize de olabilirdi. İlk vurulan Carol olabilirdi, en önde biz Jason’la oturuyo olurduk. Naapardık, aklımızdan ne geçerdi? Tam da bi önceki yazıda belirttiğim gibi insanların kötülük yapabilme becerisi… Aklıma Switch’in son sözleri geliyooo “not like this, not like this”…
Yarım kalan sözün yarısı: cel.
Ekleme: Flaş Flaş Flaş…. Katliamı yapan okulla ilişkisi kesilmiş eski bi sosyoloji lisansüstü öğrencisiymiş. Hmmm bu durumda sanırım ben onun yerinde de olabilirdim. Doktora bozmuş çocuğu işte. Üstelik bu bildiğim tek örnek değil. Bizim bölümden bi çocuk da kendisini akıl hastanesinden görevliler götürmeden önce CIA’in peşinde olduğunu söylüyordu. Allahım şu doktora katliamcı olmadan veya katliama uğramadan bitseydi yaaaa.
Add comment Şubat 15 , 2008
Reçete
İçim bunalıp ruhum karardığında yaptıklarımı sıralamaya karar verdim. Ana nedenlerimden biri Rape of Nanjing anısına düzenlenmiş bir fotoğraf sergisini gezmiş olmam (eee wikiye bakın merak ediyorsanız, yalnız söz konusu rape/tecavüz mecazi değil!). İnsanoğlunun aynı anda hem ne kadar acımasız hem de iyi olabileceğini görmek beni her örnekte daha da şaşırtıyor. Hepimizin aynı çelişki ve korkunç ya da güzel şeyler yapabilme becerisiyle dolu olduğuna inanıyorum. Bizleri sınayan bi durum olmadığı sürece de merhametli/iyi/güzel/balşeker olmak çok kolay. İş baskı altında ya da sorumluluk üzerimizde değilken iyi olabilmek. Böyle zamanlarda ruha sağlık reçeteleri hazırlamak istiyorum, iyileşiriz belki diyorum.
1) Love Actually izleyin.
2) House of Rock izleyin.
3) My Best Frıend’s Wedding’den sofrada şarkı söyleme sahnesini izleyin.
4) Nefes verişlerinizi alışlarınızdan uzun tutun.
5) Kısa tırnaklarınıza kırmızı oje sürün (erkekseniz evden çıkmadan silin).
6) Ayağa kalkıp üç kere zıplayın.
7) Kulağınızda en yüksek tonda bi pop şarkısı dans edin, zıp zıp zıplayın.
8) Yoğurarak yapılan bişey pişirin (bonus: pişirdiğinizi afiyetle yiyin)
9) Friends izleyin.
10) Şu üç şeyden birini alın: manyak derecede topuklu ayakkabılar, renkli çoraplar, bronzlaştırıcı allık.
11) Pride and Prejudice romanının BBC tarafından uyarlanmış halini izleyin.
12) Size iyi gelen şeylerin listesini yapın.
Add comment Şubat 14 , 2008
Liste
Harper’s Bazaar’a göre 40′ından önce yapılması gerekenlerden bazıları. Çevirisi Sabah gazetesinden. İtalikler benim yorumlarım.
* Yaşlı birisiyle onun çocukluğu hakkında konuş! Yaptım, anneannemle konuştum, teyzeannelerimle… Daha da konuşurum, çok zevkli.
* Bir kardan adam yap! Yaptım çocukken de, üniversitedeyken de.
* Zam iste! Nayır, yapamam, yüzüm tutmaz.
* Bir ‘Kör Buluşma’ ayarla! Asla. Evli olmasam da asla…
* Bir sanat galerisini ziyaret et! İstanbulluyum ben, sıradaki…
* Yaratıkları kendi doğal ortamlarında gör! Sincaplarla, tavşanlarla yaşıyorum yıllardır.
* Sosyal ortamın parçası ol! Bu ne demek ya? Akademisyenim ben, mesleğim uygun değil.
* Trafiği durdur Bu iş, hayatıma mal olabilir.
* Yaratıcı ol! Fotoğraf çekiyoruz ya.
* Bir bardan dışarı atıl! Girmiyorum ki atılayım.
* Bir taksiye bin ve haykır: “Şu arabayı izle” Aaa evet bunu yapayım, taksici ne yumurtlar kim bilir. Tamam aldım listeye.
* Bir günlük tut! Öhöm, bu ne bu?
* Patronuna istifa ettiğini söyle! Eeee buna da hayır, memur çocuğuyum ben.
* Araba sürmeyi öğren! Hahaha öğrendim (iyi öğren demiyoo ki).
* Başka bir dini araştır! Bu ülkede 6 Noel geçirmiş biri olarak Hıristiyanlık’ı lüzumundan iyi biliyorum (belgesellllleeerrr).
* Evini değiştir! Yaptım onu, gene de yaparım ama bi süre yapmasam sonra.
* Başkaları için yemek pişir! Yaptım, bayılırım.
* Bir Rus romanı oku! Rusça mı? Değilse okudum.
* Yaratıcı bir film izle! Ne demek o yaaa. İzledim, Big Fish.
* Las Vegas ya da benzeri bir yerde 48 saatliğine evlen! Hmmm, hayır.
* Görünüşünü değiştir! Evet, evet, evet.
* Sana uygun olmayan biriyle çık! Geçti borun pazarı…
* Bir ev satın al! İnşallah kız, Allah mı söyletiyooo.
* Kaplıcaları ziyaret et! Ettim. Ama bi defa ve Pamukkale’de. Bunu da ekledim listeme.
* Birini affet! Oooo derin bu. Affediyorum, affediyorum, affettim.
* Bir ay boyunca her gün yeni bir kelime öğren! Öğreniyorum Rosetta Stone sağolsun
* TARANTULA BESLE! HAYIR!
* İlk aşkının adresini tespit et! Gerek yok, istesem bulurum da ne gereği var.
* Büyük bir spor olayına dahil ol! Maraton koşucam bi gün. Ekledim.
* Sokaktaki bir yabancıya kucak dolusu çiçek ver! Yapayım bunu, inşallah başıma bişey gelmez ama.
* Biriyle hayat boyu sürecek bir arkadaşlık kur! I am proud to say, I did.
* Gürültülü bir ayrılık yaşa! Tamam, anne ben bi dahaki sefere sizden ayrılırken diskoya gidelimmm (hiii berbat).
* Bir aylığına yeme alışkanlıklarını değiştir! Hmm, nasıl mesela? Dur bunu bi düşüneyim.
* Bir tarantula besle! HAYIR DEDİM YA ISRAR ETME!
* İnsanların diğer yarısının nasıl yaşadığını bul! Bunu hiç çevirememişsiniz birader! Ben uluslararası ekonomi çalışıyorum, National Geographic kanalım da var, tamam yani
* Senden daha genç birine akıl hocalığı yap! Direkt hocalık yapsam…
* İnandığın şeyler için ayaklan! Tamam. Tek yol devrim!
* Bir sokak sanatçısı ol! Ama ben ne performansı yapıcam yaaa. Sokakta siyaset bilimi mi anlatsam…
* Farklı bir kültürün garip yemeğini ye! Yedim, Etiyopya. Sevmedim.
* Hiç duymadığın bir albümü canlı dinle! Olabilir.
* Teknolojiden uzaklaş! Cidden mi? Nasıl olacak o? Belki yaza denerim.
* İyi marka bir teleskop ile gece gökyüzüne bak! Tamam.
* Çadırda kamp yap! Yaptım.
* Birine seranat yap! Tamam.
* Bir maskeli balo düzenle! Zor olabilir, ama alalım bakalım on yıllık kalkınma planına.
* Bir tatil aşkı yaşa! Bor diyorum, pazar diyorum.. Aaa bi dakka platonik olur mu? Vardı çünkü küçükken, tamam o zaman.
* Bir turiste şehrini gezdir! Olur.
* Bir gün her şeye ‘evet’ de! Hayatım evetle geçiyor yahu.
* Lunaparka git, çocuk gibi davran. Yaptım, defaatle…
Add comment Şubat 12 , 2008
